EDEBİYATEDEBİYAT İNCELEMEMANŞET

ELA GÖZLÜ PARS CELİLE

ANNELER GÜNÜ ÖZEL SAYIMIZI OKUMAK VE İNDİRMEK İÇİN TIKLA!

“Ela Gözlü Pars: Celile” , Saray ressamı Fausto Zonaro’nun öğrencisi olarak büyüyen, adını resim sanatına altın harflerle yazdıran, Türkiye’nin ilk kadın nü ressamı olarak tarihe geçen, şair Nazım Hikmet’in annesi, Yahya Kemal Beyatlı’nın ela gözlü sevgilisi, idealist, gözüpek , entellektüel ve büyüleyici bir kadının, yani Celile’nin  hayatında yer etmiş herkesi barındıran  fırtınalı yaşam öyküsünü anlatıyor.

İki cenahtan paşa kızı, paşa torunu olan ve olağanüstü güzelliğinin yanı sıra fırtınalı hayatıyla da tarih sahnesinin dikkat çeken kadınlarından biridir. O gerçek bir saray hanımefendisi, pervasız bir aşık ve ele avuca sığmaz bir eylemcidir aynı zamanda… Celile’nin ailesi Osmanlı Devletinin en nüfuzlu ailelerinden biriydi. Dedesi ‘Eski ve Yeni Türkler’ adlı kitabın yazarı Mustafa Celaleddin Paşaydı. Aynı zamanda babası da ünlü dil uzmanı ve eğitimci olan Hasan Enver Paşaydı. Aldığı eğitim sonucunda Celile ilim sahibi bir kadındı. Her gün gazete ve dergi okur bunları da eş ve dostlarıyla paylaşırdı. Eşi Hikmet ise ondan tamamen farklı bir adamdı. Hiçbir zaman Celile’nin istediği eş profiline uygun biri olmamıştı. Dünyadaki ve ülkesindeki olaylarla çok ilgilenmeyen, işte çalışmayı çok sevmeyen biriydi. Babası ünlü Selanik valisi Mehmet Nazım Paşa olduğundan biraz da ona sırtını dayayarak yaşıyordu. Selanik o zamanlar yeni bir hareket ile çalkalanıyordu. Milliyetçilik akımı Balkanları da sarmış ve Türkler artık orada istenmiyordu. Celile ise oğlu Mehmet Nazım’a hamileydi ve İstanbul’a gitmeden doğum yapmıştı.

İstanbul’a gittiklerinde çok güzel günler geçiren Celile, kayın pederi Mehmet Nazım Paşa’nın Halep’e atanmasıyla kendisini bir anda orada buldu. Kocası onu, orada ticaret yapacağını ve çok para kazanacaklarını öne sürerek ikna etmişti ve Celile de buna göz yummuştu. Halep güzel bir şehirdi. Fakat önemini kaybetmişti. Ticaret yapan kişiler belliydi ve yeni gelenlere pek iş kalmıyordu. Bu sırada Celile tekrar doğum yaptı. Bir kızı olan Celile adını Samiye koyacaktı. Eşinin işlerinin bekledikleri gibi gitmediklerini gördüğünde İstanbul’a geri dönmeye hatta kocasından boşanmaya karar verdi. Boşanıp sonra tekrar nikahları kıyıldı. Nazım giderek büyüyordu, çok küçük yaşlarında bile şiire çok merakı olan bu mavi gözlü çocuğun hayali Harbiye idi. Şimdiden şehit olmak istiyor, vatanı milleti için bir şeyler yapmak istiyordu. Bir gün arkadaşıyla beraberken karşıdan gelen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu gördüler. İkisinin arası evvelden beri çok iyiydi. Onun yanında ise Yahya Kemal vardı. Güzelliği ile herkesi büyüleyen Celile Hanım, Yahya Kemal’i hayli etkilemiştir. Lakin bu ilişki özellikle Celile Hanım açısından oldukça zor ve hayal kırıklıklarıyla dolu olacaktır.

İlk gördüğü anda birbirlerinden çok etkilendiler ve bu durum bir yasak aşkı meydana getirdi. Büyükada’da başlayan gizli görüşmeler, Celile’nin ev tutmasına sebep oldu. Çok güzel giden ilişkileri vardı. Oğlu ise usta şairi çok seviyor ve onun hocası olmasından dolayı mutluluk duyuyordu.  Aralarındaki ilişki günbegün dilden dile yayılırken annesi hakkında yapılan yerli yersiz dedikodular, o dönem Bahriye Mektebi’nde okuyan Nazım Hikmet’in de kulağına gelir ve genç adamın huzurunu kaçırır. Aynı zamanda Nazım Hikmet’in okuldan da hocası olan Yahya Kemal Beyatlı,  tam da evlilik kararı alınmışken bu fikrinden vazgeçince Celile hanıma duyduğu aşktan korkup geri adım atmaya başlayınca usta şair bu durumdan kaçmaya karar verir ve büyük aşk kısa bir şiirler son bulur. Aynı zamanda Celile kocasından da boşanır büyük bir hüsran yaşanır.

Osmanlı Devleti’nin Milli Mücadele yıllarında oğlu Nazım önce Milli Kuvvetlerin yanında yer almış, daha sonra ise Rusya’ya giderek Bolşevik İhtilaline gidenlere yardım etmişti. Böylece ülkeye komünist olarak geri döndü. Yazdığı tüm şiirler yasaklandı. Gazetelerde yazmış olduğu yazılar dolayısıyla on iki buçuk yıl hapis cezasına çarptırıldı. Annesi hep onun yanında yer aldı. Oğlunun özgürlüğü için tüm kurumlara başvurdu. Artık altmış yaşına ve oğlu da kırk yaşına geldiğinde iyice yaşlanmıştı. Başvurulan tüm yerlerden ret sonucu alınca Nazım Hikmet açlık grevine başladı.

Celile hanım, cezaevinde açlık grevi yapan oğlu Nazım Hikmet’in ölümüne engel olabilmek için Galata Köprüsü’nde eylem yapıp direnirken, yanından bir yabancı gibi geçip giden Yahya Kemal, bu tutumuyla Celile Hanımın kalbine bir hançer daha indirir. Hassas yüreği kan revan içinde kalsa da asla vazgeçmez çünkü Padişah hafiyeleriyle, balkan çetecileriyle, İttihat ve Terakkicilerle boğuşacak kadar cüretkar, sevgisiyle kuracağı ev için masa örtüsü dikecek kadar mütevazı, oğlu için canını ve gururunu hiçe sayacak kadar fedakar bir kadındır çünkü o bir ANNEDİR. Aynı çocuk iki kere doğurulabilir mi? Doğuruyor Celile! Oğlu Nazım Hikmet yirmi sekiz yıllık hapis cezasının on ikinci yılında ölüm orucuna başlayınca, bir panter gibi ileri atılıyor ve büyük şairi, ölümün kıyısından çekip alıyor.

Kalp yetmezliği ve karaciğerindeki sorun nedeniyle büyük sağlık problemleri yaşadı. Annesi pankartlar hazırlayıp açlık grevi bile yaptı. Yaşamının son 2 yılına geldiğinde ise nihayet oğlu hapisten çıktı. Fakat Celile kısa bir süre sonra kalp krizi geçirerek ve ardında birçok tablo bırakarak hayata veda etti.

 

Celile Hanım’ın özel hayatına ayaklarınızın ucuna basarak girerken, kaçınılmaz olarak kendinizi onun yerine koyacak, onun kanatlarıyla havalanacak, mutluluğunu ve çektiği acıları paylaşacaksınız.

Nefes kesen bir hayat…

 

Tüm okurlara keyifli okumalar dilerken bizim için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan tüm Annelerin ve Anne adaylarının ANNELER GÜNÜ kutlu olsun…

 

 

Önceki Sayfa

BİR ANNE ŞEFKATİ: MİM MESLE MADAR

Sonraki Sayfa

GURURUN VE KALBİN

Ali Şenocak

Ali Şenocak

  • Önder Tatlı

    Cennet Annelerin Ayakları altına boşuna serilmemiş 👏👏