MANŞETSİNEMASİNEMA İNCELEME

ALTIN YUMURTLAYAN EŞEK VE 1 MAYIS

1 MAYIS ÖZEL SAYI KAPAĞINI İNDİRMEK İÇİN TIKLA!

 

1978 yapımı, Kemal Sunal’ın başrolünde oynadığı Atıf Yılmaz’ın yönettiği Köşeyi Dönen Adam filmini bilmeyen sinemasever pek azdır. Siyasi ve toplumsal bir eleştiri niteliğinde olan bu filmde Adem’e (Kemal Sunal) Birleşik Amerika’daki amcasından bir miras kaldığı söylenir. Bu haber üzerine o güne değin hor görülen Adem ilgi odağı haline gelir. Oysa Adem’e amcasından kalan miras eşektir. Fakat herkes bir şekilde bu eşeğin sıradan bir eşek olmadığı, altın yumurtladığı yalanına inanır.

 

Bir türlü söz konusu yumurtlama işlemi gerçekleşmese de mahalleli, aşık olduğu kızın babası, iş arkadaşları ve patronu büyük bir beklentiye girerler. Adem’in bir dediğini ikiletmezler, etrafında pır dönerler. Adem, para ve statü karşısında maskesi düşen bu insanların iki yüzlülüğünü şaşkınlıkla ve büyük bir keyifle seyreder.

 

Bu filme damga vuran sahne ise hiç şüphesiz yıllarca sansürlenen finalidir. Oyun bozulduktan sonra Adem çareyi daha evvel anlam veremediği duvar yazılarından takip ettiği devrimcilerin direnişinde bulur. Sunal, filmografisindeki en politik bu sahnesinde, kalabalığın arasına karışır ve onlarla birlikte 1 Mayıs marşını söyler.

SAHNEYİ İZLEMEK İÇİN TIKLA

Rüyayla Tatmin Olmak

 

Yeşilçam’ın unutulmaz kara mizah örneklerinden olan film, sermaye ve devlet tarafından kuşatılarak pasif bir yaşam süren yoksul ve ezilen kitlelerin çıkış yolunu yine sistemin sunduğu rüyada aramasını (loto, piyango vs) propagandist bir dille eleştirir. Oysa ki eşek eşektir ve hiçbir zaman altın yumurtlamayacaktır. Yegane çıkış yolu esaslı ve bilinçli bir mücadelededir.

 

Bu filmin çekildiği zamandaki Türkiye sosyolojisini anlamak için hemen 1 yıl öncesine bakalım. Zira; bugün sosyalistlerin, solcuların ve de bu ülkenin vicdan sahibi her yurttaşının gönlünde olunmaz yaralar açan; kolektif belleğinde büyük ve derin bir yer edinen “Kanlı 1 Mayıs”ın 40. yıldönümündeyiz.

 

‘Kanlı 1 Mayıs’

 

Sol hareketlerin kitleselleştiği, sanat camiasında etkin olduğu ve halk nezdinde de geniş taban bulduğu bir döneme denk gelen 1977’nin İşçi Bayramı, Türkiye’de Taksim Meydanı’nda toplanan yüz binler tarafından coşkuyla karşılanıyordu. Fakat 1977 1 Mayısının önemi maalesef bu büyük coşkudan değil, hala üzerindeki sır perdesi tam olarak kalkmamış kontrgerilla güçlerinin silahlı saldırısından geliyor.

 

O gün akşama kadar süren törende 19 sularında kalabalığın üzerine çevredeki binalardan ateş açılır. Meydanda oluşan büyük panik hali polisin de müdahalesi sonucu adeta bir can pazarına döner. İşte 34 kişinin yaşamını yitirdiği (DİSK’e göre 36) 130 kişinin (kimi rakamlara göre ise 136) yaralandığı gün siyasi tarihimize “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçmiştir.

 

Aradan geçen onlarca yıla rağmen olay aydınlatılamamış, yazılıp çizilenler, söylenen sözler spekülasyondan, tahminden veya en iyimser ifadeyle delillendirilememiş, akıl yürütmelerden öteye geçememiştir. 1 yıl sonra (1978) hayatını kaybedenlerin de anıldığı büyük törene ev sahipliği yapan Taksim Meydanı 1979’da işçilere kapatılmış ve 2 yıl sonra 12 Eylül faşizmi 1 Mayıs’ı resmî tatil günü olmaktan çıkarmıştır.

 

Geç Gelen Kazanımları Heba Ederken…

 

2008 yılında kabul edilen adıyla “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü”, 2009 yılında yeniden resmî bayram olarak kabul edilirken 2010 yılında ise Taksim yasağı kalkmıştır. Bu gecikmiş adımlar heyecan yaratsa da Türkiye demokrasisi aslına rücu etmiş, 3 yıl boyunca küçük çaplı olaylar dışında sorunsuz kutlamalar yapılmasına rağmen 2013 yılında Yayalaştırma Projesi bahane edilerek Taksim Meydanı yeniden işçilere kapatılmıştır.

 

Sol sendikaların ve örgütlerin sembolik anlamından dolayı ısrarlarına rağmen, Taksim Meydanı hala işçi ve emekçilere yasaklı. Bu da aradan geçen 40 yılda pek de bir şeyin değişmediğini gösteriyor. Bir dönem yerleşik devlet refleksine karşı reformlar yapan muktedir, müesses nizamı içselleştirerek, hem kendini hem de devleti dönüştürerek devlet aklını yeniden inşa ediyor. Bununla da yetinmeyerek az çok bağımsız kalabilen kurumları tamamen yürütmenin egemenliği altına alıyor.

 

Bu yıl, 1 Mayıs’a yine Taksim yasağıyla, 100’ü aşkın tutsak basın emekçisinin varlığı gerçeğiyle ve her meslekten on binlerce siyasi tutuklu ve işinden edilmiş yüz binlerce emekçi yaratan OHAL koşullarında giriyoruz. Kanlı 1 Mayıs’ın 40. yılında vaziyetimiz budur. 16 Nisan günü son iki üç yılda yaşadıklarımızın travması altında ve OHAL ortamında referanduma gittik. Eşitsiz koşullara, tutuklu siyasetçilere, medyanın yoğun ‘evet’ bombardımanına rağmen halkın neredeyse yarısı anayasa değişikliğine ‘hayır’ dedi.

 

Yeniden Eşeğin Altın Yumurtlamasını Beklemek

 

Buraya kadar her şey normal gibi geliyor. Fakat o gece ekran başındaki milyonlarca muhalif durumu kabullenip asla yenilgi sayılamayacak sonuçları takip ederken ana muhalefetin “şaibe” iddiaları sessizce dolaşmaya başlıyor. Fakat nedense olan biteni anlatma işi muktedirin zafer konuşmasından sonraya, bir başka deyişle atı alanın Üsküdar’ı geçmesinin ertesine bırakılıyor. “Mühürsüz pusulalar var” deniyor. Ancak bunun gereği yapılmıyor.

 

Bir yandan saatler sonra “Bu sonucu tanımıyoruz” gibi bir çıkış yapılıyor ancak eş zamanlı olarak sokak protestolarının tasvip edilmediği ima ediliyor. Siyasallaşmış YSK’nın kararı “Böyle bir şey olabilir mi?” diye karşılanıyor. 25 milyonun iradesine sahip çıkmakla mükellef olan, bunun için imkân ve manevra kabiliyetine sahip yegane yapı olan CHP, bu son derece büyük kitleye öncülük etmek yerine bağımsızlığı ve güvenirliği ortadan kalkmış kurumları birbirine şikayet ediyor. Yani, şu ‘ahval ve şeraitte’ muhalefet, yalnızca mucize beklemekle yetiniyor: eşeğin altın yumurtlamasını istiyor.

 

Özetle, Kanlı 1 Mayıs’ın 40. yıldönümünde manzara budur. Elbette ümitli olmak lazım fakat ümit etmek yetmiyor. Bu yazıya başlarken Köşeyi Dönen Adam filmi özelinde ortaya “Yeşilçam ve 1 Mayıs” temalı bir şeyler koymayı planlıyordum. Ancak içinde bulunduğumuz zorlu ve travmatik süreç, güncel politikten kendimizi soyutlamamıza imkân tanımıyor. Tarih en rijit formuyla tekerrür ederken, güncel olan, tarihsel olanın önüne geçiyor. Sözün hükmünü yitirdiği gerçekliği, bu yazıyı neticelendirmeme, bir sonuca bağlamama müsaade etmiyor. Öyleyse uzatmayalım:

 

Her şeye rağmen 1 Mayıs kutlu olsun!

 

Önceki Sayfa

MAYIS'IN KARANLIK YÜZÜ

Sonraki Sayfa

1 MAYIS VE İŞÇİ EDEBİYATINA GENEL BİR BAKIŞ

Enes Faruk Nom

Enes Faruk Nom

Enes Faruk Nom, 1990 yılında Elazığ’da doğdu. Sırasıyla yerleştiği Boğaziçi ve Bilkent Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi eğitimini yarıda bıraktı. Daha sonra Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Hâlihazırda Anadolu Üniversitesi’nde Sinema-TV dalında yüksek lisans yapmakta ve İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitimine devam etmektedir.

Anadolu Ajansı ve CNN Türk’te stajyer editör olarak çalışan Nom, 2015-2016 yıllarında kendisine ait olan “Öteki Haber” adlı sitenin editörlüğünü yaptı. Bunun yanında Demokrat Haber ve Blok Haber gibi haber sitelerinde köşe yazıları yazdı. Edebiyat ve sinema alanında da çalışmalar yapan Nom’un şiirleri, öyküleri ve denemeleri çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlandı