MANŞETRÖPORTAJSİNEMASÖYLEŞİYORUZTİYATRO

Bizimkiler’in Cemil’i: Silah Kullanmayı Bilmediğim İçin Beni Oynatmıyorlar!

İlkay Göçmen- Ahmet Balcı

Türkiye’de televizyonculuk tarihinin en uzun soluklu dizisiydi Bizimkiler. Suadiye’deki o şirin apartmanın sıcak hikayelerini izledi milyonlar tam 13 yıl. Dizide, sarktığı pencereden gönüllere düşen bir isim daha vardı. O da Uğurtan Sayıner. Meydan okumanın en sevimli haliydi herhalde ‘Benim adım Cemil’ çıkışı. Öyle işlemişti ki zihinlere, bugün izlemeyenler bile onun dizideki adının ‘Cemil’ olduğunu gayet iyi biliyor. Şimdilerde hayatını İzmir’de sürdüren usta oyuncuyla, eskileri sizin için yadettik. ‘Sevim koşşş’ cümlesinin o merak celbeden tınısıyla sesleniyoruz size… Bir çırpıda nostaljiye var mısınız?

Meşhur Replikleri Artık Kullanamıyor

Bir süredir sağlık problemleriyle de boğuşan Uğurtan Sayıner’le, kadim dostu olan, Türk tiyatrosuna büyük emek vermiş Şehmus Yığın’ın ev sahipliğinde buluşuyoruz. Buluşur buluşmaz elbette sorduğumuz ilk soru, o meşhur replikler oluyor. Burada bilmediğimiz bir şeyi de öğrenmiş oluyoruz. Sayıner, bu sözlerin kullanım hakkının başkalarında olmasından dolayı kullanmasının mümkün olmadığını anlatıyor: “Bu işe gönül vermiş insanlar, telif hakkını aldılar. Bu bilerek yapılmış bir şeydi, şimdi de buralara vardı. O yüzden tekrar o lafları etmem mümkün değil” ifadelerini kullanıyor.

“Ağabeyimden Korktuğum İçin Afişte İsmimi ‘Uğur Tan’ Olarak Yazdırdım”

Tiyatroya uzanan yolculuğunu konuşuyoruz. Pertevniyal Lisesi mezunu olan Sayıner’in sahne yolculuğu, bu okulda başlıyor. Kendisinden bir üst sınıfta okuyan Metin Akpınar’ın kurduğu oyunda rol alması, fitili ateşliyor. Tabi, 13 yaş büyük olan ağabeyi bu hayale itiraz ediyor. Ona yakalanmadan sahneye çıkmanın yolunu nasıl bulduğunu şu sözlerle anlatıyor: “Ağabeyim tiyatrocu olmama itiraz ediyordu. Ondan korkumdan dolayı afişlerde ismim ‘Uğur Tan’ olarak geçiyordu. Ancak diğer ağabeyim ise keyif alıyordu tiyatro yapmamdan. İnsanlar birbirine benzemiyor.”

“Bizim Çevremizdeki Oyuncular Hep Eski Topraktı”

Bizimkiler dizisinin çekildiği döneme gidiyoruz. O dönemdeki set ortamı, dostluk ilişkileri merak ettiğimiz detaylar…Anlatıyor: “Bizim çevremizdeki oyuncular hep eski topraktı. Hepsi, birbiriyle yıllar önce kaynaşmış, birleşmiş. Bu nedenle herşey çok güzeldi. Ercan (Yazgan), bana baktığında ne demek istediğini anlardım. Allah rahmet eylesin. Bir gün benim için de bu lafı söyleyecekler. İnşallah da söylerler. Ben oyuncunun oyuncuyu tenkit etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Daha iyisini yapmaya çalışmalı.”

Sokakta karşılaştığı tepkiler de bir hayli ilginç Sayıner’in: “İnsanlar gerçekten çok seviyorlar. Bu sevgi hayret edilecek derecede. Bir gençlik var ve ben o gençlik beni hatırlamaz diye düşünüyorum. Ancak, Anadolu’ya gidiyoruz, gencecik delikanlılar, kızlar boynuma sarılıp ‘Cemil abi’ diyorlar. Bu çok onur verici.”

Yükseklik korkusu ‘Bizimkiler’ setinde açığa çıkmış

Sayıner, yükseklik korkusunu da Bizimkiler setinde keşfediyor. İlk sene dördüncü katta yapılan çekimlerin, birinci kata taşınmasının sebebi de bu olmuş: “Bir defasında apartmanda üstten boyanma sahnesi vardı. Ben de dördüncü kattan birinci kata, kurulan iskeleden iniyordum. Bunu normalde yapmam mümkün değildi. Birinci kattan aşağı indim ama kamera açısı onu dördüncü kat gibi gösterdi. Çekimler ondan sonra da birinci kattan devam etti.”

Karı- Kocayı Nasıl Barıştırdı?

Bizi kahkahalara boğan unutulmaz bir anısını paylaşıyor bizimle usta isim: “Bir tarihte Kadıköy’de çekim yapıyorduk. Çekimler devam ederken, birdenbire kar bastırdı. Ben de o zaman İzmit’te oturuyorum ve hergün İstanbul’a gidip geliyorum. Yolların tıkanabileceğini düşünerek, trenle gitmeye karar verdim. Çekim yaptığımız yer ile tren istasyonu arasında da 2 durak var. Kalkıp gittim. Trenin hareket saatine de 45 dakika var. Ben de restoranlardan birine oturup kendime birşeyler söyledim. Bu esnada içeri bir balıkçı girdi. Beni görür görmez, ‘Vay Cemil abi, sen ne arıyorsun burada’ dedi. Bir anda masa donandı. Tabi bu arada bizim tren gitti. Bana, ‘Sen beni yaktın’ dedi. Eşi eve içki sokmazmış. Kendisi eve alkol alıp gittiğinde de ‘Yine Cemilleşmişsin’ diyormuş. Son olarak fena halde kavga ettiklerini ve evi terk ettiğini söyledi. Ben de ‘İyi yapmamışsın’ dedim. Tabi bu arada bizim diğer tren de gitti. Artık dükkan da kapanacak. Balıkçıya evinin nerede olduğunu sordum ve ‘Hadi eve gidiyoruz’ dedim. Evi gösterdi ve kapıyı çaldım. Kapıyı kadıncağız açtı. Beni karşısında görünce bayılıyordu. Odaya geçtik ve eşi bize 15 dakika sonra bir masa hazırladı. Rakı var, mezeler var… Onları o gün barıştırdık ama bu sefer de biz evle papaz olduk.”

“Şimdiki Yapımları Takip Etmemeye Çalışıyorum”

Şimdiki yapımları takip etmemeye çalıştığını ibretlik sözlerle dile getiriyor usta tiyatrocu: “Bana daha önce katıldığım bir televizyon programında, bunca yıllık emeğe karşın neden dizilerde, yapımlarda olmadığım soruldu. Ben de silah kullanmayı bilmediğimi söyledim. Gerçekten, bilmediğim için beni oynatmıyorlar. Canları sağolsun. Bir teklif almadım. Bilakis, reklam teklifleri aldım.” Geçmişteki seyirci profiline ilişkin de önemli bir tespiti var Sayıner’in. Kalite ve nitelik açısından kayda değer sözler, belki de şimdiki yapımlarda neden yer almadığının farklı bir açıdan cevabını bünyesinde barındırıyor: “1963’de Devekuşu Kabaresi açıldı. 4 ay sonrasının biletleri satılıyordu. Şimdi belediyeler halka hizmet olsun diye satın alıyor, bedava gösterim yaptırıyorlar. Sahneye bir çıkıyorsunuz 20 kişi var.”

Yeşilçam’ın tiyatrocu ambargosu

Yeşilçam sinemasının tiyatro kökenli oyunculara uyguladığı ambargoya değinen Sayıner, “Yeşilçam kimseyi almazdı bünyesine. garson garsondu, komiser komiserdi. her roldeki adamlar belliydi. Onun dışında tiyatrodan adam kesinlikle alınmazdı. 1970’den sonra girişim oldu. ondan sonra Yeşilçam’a geçiş oldu. Eski dönem tutucuydu. Kendi içerisine almıyordu” ifadelerini kullanıyor.

“İzmir’den Vefasızlık Gördük”

Tekrardan oynamak istediği bir rolün olup olmadığını sorduğumuz Sayıner, başrolünde yer aldığı ve alzheimer rolünü oynadığı filmi anlatıyor: “Film Fransa’da ödül aldı ancak ben seyremedim. o rolü tekrar oynamak isterdim.” Şimdilerde tiyatro çalışmalarının devam ettiğini anlatan Sayıner, Şehmus Yığın’la kurdukları Tiyatroreplik’ten söz ediyor. ‘Bizden Size’ ve ‘Oğlum Bak Git’ adlı iki oyun sahnelediklerini ve bu oyun için Anadolu’da da turneye çıktıklarını kaydeden Sayıner, adını taşıyan kültür merkezinin tanıtımında da eksik kaldıklarını anlatıyor. Burada da İzmirlilere bir vefa mesajı veriyor: “İzmirliler bizi bir türlü kabullenemedi. Biz kendimizi de tanıtamamış olabiliriz. Dostlar yolda görünce ‘Hoşgeldiniz, siz demi buralardasınız?’ diyorlar ancak oyun günü geldiğinde sadece 10-15 kişi izliyor. İzmir’den bu anlamda vefasızlık gördük.”

 

Önceki Sayfa

50. Sanat Yılında Selim İleri: "Yazmanın Metafizik Olduğuna İnanıyorum"

Sonraki Sayfa

Öteki (Mektup)

Kolektif Sanat

Kolektif Sanat

Sanat bizim için