EDEBİYATHABERLERMANŞET

Elikbank: Hayal Dünyasında Mesai Günü Gününe Yatar!

Gülşah Elikbank’ı çok önceden gazete metinlerinden takip ediyordum. Romanları zaten kamuoyunun malumu… Çeşitli türlerde romanlarıyla hem fantastik roman tutkunlarının, hem de aşk romanı okurunun kitap listelerine girmiş bir isim. Yani, hazır aynı şehirde de yaşıyorken onunla röportaj yapmalıydım. Gerçi, İzmir’in Seferihisar ilçesinde oturduğunu söyleyince “o kadar da aynı şehirde değilmişiz” diye düşündüm. Ama orta yolu bulduk.

Gülşah’ın hikâyesi, internetteki biyografilerde kısaca göz atıldığında çok kolay bir hayat yaşamış gibi duruyor, ama işin aslı öyle değil. Karşımda hayatı boyunca edindiklerini kelimenin tam manasıyla tırnaklarıyla kazıyarak edinmiş güçlü bir kadın var. Ve bu güç, kesinlikle karşısındakini ezen bir duruma gelmiyor. Aksine huzur veren, mutluluğunu paylaşan bir kadın o.

Mutluluk ve hayat üzerine, edebiyat ve inşaat üzerine -eski dilde inşa’ kelimesinin edebi eseri kastettiğini de hatırlayarak-, Wilde’dan Camus’ya; fantastikten en gerçekçisine… Güldük eğlendik, anlattık dinledik…

  

   24 YAŞINDA ÜST DÜZEY YÖNETİCİ OLMAK

Henüz yirmi dört yaşında ve bir iletişim fakültesi mezunu olarak bir inşaat şirketinin yöneticisi olduğu bilgisi bana şunu düşündürmüştü: “Muhtemelen bir aile şirketleri vardı, dizilerde gördüğümüz gibi.”

Bu yüzden sorumu şöyle yönelttim: “İletişim fakültesini yeni bitiren ve bir inşaatta üst düzey yönetici olmak isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?”

İyice bir gülüştükten sonra cevaba geçiyoruz. İşin aslı 11 yaşında küçük bir kızken babasının onları terk etmesiyle içine düştüğü zorluklar getirmişti onu buraya. Aile şirketi değil, alın teriydi işin sırrı yani…

İnşaat firması macerasına üniversite üçüncü sınıfta maddi ihtiyaçları için resepsiyonist olarak başlıyor. Bu süreçte işini iyi yapmak ve fark yaratmak için oldukça çabalamış ve birkaç yıl içinde kendisini üst düzey yönetici olarak bulmuş.

   “MUTLULUK İNSAN DENEN VARLIĞIN KÖTÜLÜĞÜNÜ DE BİLMEKTEN GEÇİYOR”

Aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nde “Yönetim Psikolojisi” üzerine master da yapmış. Üst düzey yöneticiliği yedi yıl sürmüş. Yedi yılın sonunda İstanbul gibi bir şehirde çok yüksek maaşı bir kenara itip istifa etmiş. Çevresinden “deli misin, tazminatın da yanacak!” tepkileri almasına rağmen dinlememiş ve Bodrum’a yerleşmiş.

Daha önceki röportajlarında zaten hayat felsefesini “mutluluk başkalarına bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.” olarak açıklamıştı. Ekledi: “Albert Camus, hayatta tek ciddi kıstas vardır, o da hayatta kalma ya da kalmama kararıdır, der. Mutlu olmanın parayla ilişkili olmadığını daha küçük bir çocukken anladım. Para da önemli, ama mutluluk salt buna bağlı değil. Çeşitli ekonomik seviyeleri gördüm, iyi biliyorum. Bu yüzden bunu rahatlıkla söyleyebilirim.”

Yöneticilik hayatında yazarlığının büyük faydasını görmüş. Başkalarının düşüncelerini daha rahat anlamış ve sorunları daha kuşatıcı bakış açısıyla ele alabilmiş. İş dünyasındaki acımasızlığa ne denli ortak olabildiğini soruyorum: “Benim yükselmemi sağlayacak bir durum başkalarının mutsuzluğuna mal olacaksa yükselmemeyi tercih ederim. Bu hayatımın her alanında böyledir. Başkalarının mutsuzluğu üzerine mutluluk inşa edilmez.” diyor.

Yukarıda sorduğum gençlere tavsiye kısmına şunu ekliyor Elikbank, “İnsan denen varlığın istediğinde çok kötü olabileceğini de bilerek yol almalılar.”

   “BEŞ BİN KADAR KİTABIMI DAĞITTIM”

Gülşah, Bodrum’dan sonra İzmir’in Seferihisar bölgesini seçmiş ve kızıyla birlikte orada yaşıyor. Ama bu onun deyişiyle “Öyle eline viskisini alıp kitaplarını yazmak için” yaptığı bir tercih değil. Sadece orayı yaşamaya uygun bir yer olarak benimsemiş. Hayatı boyunca kendisini birine ya da bir yere ait hissedememiş ama Seferihisar farklıymış.

Bu arada tam beş bine yakın kitabının pek çoğunu çevresine dağıtmış. Sadece kendisine imzalanan veya çok değer verdiği beş yüz kadar kitabını evinde bırakmış. Ben kitaplarımı dağıtamam sanırım, dediğimde bana hemen yaşımı sordu. İleride dağıtabileceğimi ima etti. Hayat, tabi ne getirir ne getirmez belli değil.  

   HAYAL DÜNYASINDA FAZLA MESAİ….

Gülşah, hayal dünyasında fazla mesai yapan biri. “Mesai ücretleri zamanında ve tam yatıyor mu?” diye soruyorum. Önce bir gülüyoruz beraber yine. Sonra diyor ki, ‘karşılığını tam alıyorum.’ Maddi-manevi bu fazla mesaisinden memnun.

İşin maddi kısmında yayınevlerinden genelde memnun olmuş, ama Doğan Kitap’a geçtiğinden beri bu ‘ailenin’ farkını net bir şekilde hissettirdiğinden bahsediyor. Özellikle Cem Erciyes sonrası… Yakında İstanbul’a gidecek Elikbank, Erciyes’e selam gönderiyorum. Cem Erciyes’le Leyla Erbil’in cenazesinde tanışmıştım. Fena halde yeniyetme bir kültür-sanat gazetecisi olarak önce kendi görüş vermiş, sonra demeç verecek birkaç arkadaşını ayarlamıştı… Benim anılardan çıkıp Gülşah’ın mesaisine dönelim.

O, yayınlanıp yayınlanmamasını hiç önemsemeden yazmayı önceleyen biri. Burada, “aslında gerçekten dünyanın en iyi romanını hiç kimse görmemiş olabilir” örneğine gidip geliyoruz. Elikbank da, hiç yayınlanmamak üzere şiirler yazmaya devam ettiğini belirtiyor. Yüzlerce şiiri var. Çok iyi bir şiir okuru Gülşah: “Aslında en çok şiir okurum. İyi şiirle kötü şiiri ayırt edebilirim. Bu yüzden de kendi şiirlerimi yayınlamak istemiyorum. Kendimi şair olarak görmüyorum.” diyor.

Romanlarında gerçek hayattan izlerin hep var olduğunu biliyoruz. Ama bir de anneannesinin anlattığı masallar var. Özellikle Günebakan Üçlemesi’ndeki Aneko karakteri ondan esinlenme. Ve bu üçlemede bu masallar direkt değil ama bir tat olarak yerini alıyor.

Birçok insan için zor geçen 2017’nin son demlerinde gülerek, eğlenerek bitiriyoruz röportajımızı…

Önceki Sayfa

Manuş Baba'nın Eteği Belinde Şarkısı Çalıntı mı?

Sonraki Sayfa

Yaltırık: Tarihi Şahsiyetler Metafizik Varlık Sanılırsa Gülerim

Ahmet Balcı

Ahmet Balcı