KAMERA ARKASIMANŞETSİNEMASÖYLEŞİYORUZ

“KONUŞMA BOZUKLUĞU BENDE AMA İLETİŞİM KURAMAMA PROBLEMİ HERKESTE”

Osman Yazıcı, tüm dünyada yüze yakın gösterim sayısına ulaşmış ve çeşitli ödüller almış bir kısa film yönetmeni. Ancak kendisi yönetmenden ziyade “sinemacı” olarak tanımlanmayı seviyor. Onu ilk kez İEF Kısa Film Proje Destek Yarışması sunumunda tanıdım ve röportaj yapmak istedim. Şunu da belirteyim; bu ödül aldığı açıklanmadan önce oldu. Zaten o da ödülden sonra arayıp röportaj talep edenleri geri çevirmiş. Bu röportajı vermesinin nedeni, alacağı ödülle değil anlatmak istedikleriyle ilgilenmem olmuş.

Dört yaşından beri ağzına takılan konuşma bozukluğu, iyi cümleler kurmasının önüne geçemiyor. Hatta cümle kurmasının da ötesinde, son kısa filmi için bir anlatı kurgulamasının da ilhamına dönüşmüş: “Konuşma bozukluğum gözlem yeteneğimi geliştirdi. Bana yaptığı en önemli katkı bu. Kimsenin göremediği noktaları görebilir oldum. Bu benim sinemama da yansıyor.”

FİLMLERİNDE KADERCİLİĞE YER VERMİYOR

Yazıcı, toplumcu gerçekçi bir yaklaşımı benimsiyor ve kamerasını toplumun tam ortasına koyma iddiasında. Filmlerinde kaderciliğe asla yer vermiyor.  Gösterime giren üç kısa filminin yanında; kurgusunu beğenmediği için dolaşıma sokmadığı filmlere de sahip.

Yarışmada proje desteğini aldığı filminin adı “İki Elin Arasında”. Film, yüzde doksan Yazıcı’nın yaşadıklarından oluşuyor. Kendi hikâyesini anlatmak ona göre “çok acı verici ve riskli bir şey.” Kurgusal bir hikâye anlatmaktan farkını sorduğumuzda ise; “Bence farkı yok. Zaten burada sadece kendimi anlatmıyorum. Bir toplumsal gerçekliği anlatıyorum. O yüzden tüm hikâyelerimdeki karakterler modernist kişiler değil. Daha samimi, bizden kişiler. Daha geleneksel” cevabını veriyor.

PROJEDE 45 ÇOCUK ROL ALDI

Biz röportajı yaptıktan kısa bir süre sonra hazırlıkları ve fon bulma çabaları bir yıldır süren filmi çekildi. Çekimler 110 kişilik bir ekiple beş günde tamamlandı. Kırk beş çocuk, üç yüze yakın yardımcı oyuncu; bazı devlet tiyatrosu sanatçıları ve eski filmlerinden tanıdık yüzler de projede yer aldı. Ardından, Antalya Film Forum 2017’de yapım sonrası post prodüksiyon desteği için düzenlenen Kısa Film Work In Progress Platformu’nda 5 projeden biri olarak seçildi. Bu kapsamda filmin ekim ayı içerisinde yabancı yapımcı ve yönetmenlerin huzurunda tamamı İngilizce bir pitching sunumu da gerçekleşecek.

osman yazıcı

“Karakterlerim de sorgulayıcıdır. Benim yaptığım sinema bir yere evrilecek mi bilmiyorum. Ben de bu sürecin bir izleyicisiyim. Ama kamerayı toplumun tam içine koyup sıradan insanların öykülerini anlatmayı seviyorum”

“BU FİLMİN UZUN METRAJINI DA ÇEKECEĞİM, 15 DAKİKAYA SIĞMAZ”

Yazıcı, bu filmin uzun metraj versiyonunu da ileride çekeceğini belirtiyor: “Bu çocuğun hikâyesi on beş yirmi dakika ile harcanacak bir hikâye değil. Benim anlatımım konuşma bozukluğundan ibaret değil, iletişim problemleri üzerine. Çocukluktan yetişkinliğe evrilirken sadece hayatımda değil tüm dünyada gördüğüm problem, biz konuşamıyoruz, iletişim kuramıyoruz.”

Dört yaşında başlayan konuşma bozukluğu için hoca hoca gezdirilmiş, okutulmuş, üflenmiş. Dört yüze yakın hoca görmüş, hepsinin yazdığı muskalardan oluşan bir koleksiyonu var. Bu tecrübenin onda bıraktığı tortu neye benziyor peki? “Böyle bir soru bekliyordum. Bir kere çok fazla coğrafya gezdim. Çok kültür tanıdım. Bende yarattığı etkilerden biri, dinin sadece manevi dünyamızı ve hastalıkları hurafelerle tedavi etme yöntemine dönüşmesiydi. Küçük bir çocukken bunları yaşamak…  (Hocaların yanına) girdiğim tüm odalar karanlıktı. Muskalara bilmediğim kelimeleri yazdılar ve ben daha sonra ailemden kimsenin orada yazanları doğru dürüst bilmediğini fark ettim. Kekemelik duası yerine cin duası yazanlar… Bazıları Nas Suresi, bazıları Fatiha yazmış. İmamlar ben odadan çıktıktan hemen sonra o manevi ortamı bırakıp başka bir iş yapacakmış hissi veriyorlardı. Gösterişli ve şatafatlıydılar. O odadan çıktıktan sonra büyük bir inşaat firmasında şantiye şefliği yapabilirdi.”

Osman Yazıcı

“YİRMİ METREDE BİR, NEFESİ KUVVETLİ HOCA TANIYAN BİR KADIN VARDIR”

Kendi hikâyesini yazarken beslendiği bir karakter de babaannesinin arkadaşı olan Neriman: “Her mahallede yirmi metrede bir, birer adet bulunan bir kadın. Neriman’lar hoca tanır. Bir kasapta nasıl bir et var, markette ne var onu da bilir. Kimin borcu var, kim kiminle yatıp kalkıyor bilir. Neriman teyze babaanneme gelir ve “falanca yerde bir hoca varmış” der. Onun bir akrabasını iyi etmiştir. Bu tip hocaların meşruiyeti de rastlantısaldır. Onlardan alacağım var! Filmimdeki imam da onlardan biri.”

“TOPLUMSAL GERÇEKÇİ BİR SİNEMACIYIM”

Peki Osman Yazıcı bir sinemacı olarak neyi değiştirmek ister, sinema tarihinde neye tekabül etmek ister diye soruyorum. Şöyle cevaplıyor: “Benim yazdığım hikayeler ve yaptığım filmler toplumsal gerçeklikten besleniyor. Toplumsal gerçekçi bir sinemacıyım. Kendi hayatımdan bir anıyı bir cümle ya da kelimeyi hikayemin merkezine alıyorum. Bu merkezden yola çıkarak yaşadığım toluma bakıyorum. Hikayeye ‘biz neyiz?’ sorusunu soruyorum. Sonra tek tek karakterlerimi gerçeklikten kurguluyorum.”

Bir taraftan da kendi sinemasını sorgulamayı ihmal etmiyor: “Karakterlerim de sorgulayıcıdır. Benim yaptığım sinema bir yere evrilecek mi bilmiyorum. Ben de bu sürecin bir izleyicisiyim. Ama kamerayı toplumun tam içine koyup sıradan insanların öykülerini anlatmayı seviyorum” diyor. Bir önceki filminde paralel kurgu yöntemine yeni bir bakış getirmeyi denemiş: “Yöntemi kendime has başka bir forma taşımaya çalıştım. Çerçeve ile resim anlatma telaşı diyebilirim.”

Osman Yazıcı

“İNTERNETTEN FAYDALANMALI, YENİLİKÇİ İŞLER ORTAYA KOYMALIYIZ”

İnternet başta olmak üzere yirmi birinci yüzyılın imkânlarını yakalamış bir yönetmen olarak; bu gelişmelerin sinema sanatına etkisi ne olacak diye soruyoruz. Youtube, Neftlix gibi platformların hızlı tüketime yönelik yapısından söz ederek başlıyor. Bu tüketim hızının tehlikelerini göz önünde bulundurmakla beraber ulaşılabilirliğin nimetlerinden faydalanmak gerektiğini de düşünüyor Yazıcı: “Bence bunun nimetlerinden faydalanıp kaliteli işler yapmalı ve yenilikçi şeyler ortaya koymalıyız. Doğru senaryo, doğru kamera açısı, doğru veriler bir araya gelirse bu her platformda yayınlanabilir.”

“HİKAYELERİMİZİ YAZARKEN MAALESEF SANSÜRLEMEK ZORUNDAYIZ”

Filmin gösterileceği her platforma göre bir zorluğu var ve internet de buna dahil Yazıcı’ya göre: “Burada sansür devreye giriyor. Biz hikâyelerimizi yazarken maalesef sansürlemek zorundayız. Mesela toplumsal gerçekliği anlatmak istiyorum. Şiddet var, cinayet var, taciz tecavüz var… Bahsi geçen platformlarda sinemanı yapabilmek için bazı süzgeçlerden geçirmek zorundasın. Realist kurmaca yapmak isterken, kendimi tamamen hayali bir kurmaca yaparken buluyorum. Bu, tehlikeli.”

Önceki Sayfa

AAMİR KHAN: TÜRKİYE’DEN HİÇBİR OYUNCUYU TANIMIYORUM

Sonraki Sayfa

BESTELERİNDE HAYAL SAKLI BİR MÜZİSYEN: BURAK CANÖZER

Ahmet Balcı

Ahmet Balcı