EDEBİYATMANŞETSÖYLEŞİYORUZ

Metin Savaş: Yazarı En İyi Delileri Temsil Eder!

Metin Savaş, Balıkesir’de yaşamaya devam eden bir romancı. Vefa Lisesi’ni terk ettikten sonra yıllarca Balıkesir’de bakkal dükkanında çalıştı. Ekmek, çakmak ve sigara satarken bir yandan da hikayeler ve romanlar kurguladı. Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) 2005 Roman Ödülü sahibi Savaş’ın romanları Ötüken Yayınevi’nden çıkıyor.  Türk toplumunun sosyolojisini romanlarına yansıtmadaki başarısıyla bilinen Savaş ile son romanı Dehşet Palas AVM’de bir gezintiyle başladığımız röportajı bakın nerelerde bitirdik…

Dehşet Palas Avm, daha önce belirttiğiniz gibi mizahi, geyiği bol, absürdizmi fazla bir romandı. Üçlemedeki yeri üçüncü kitaptan sonra netleşecek ama, amaç çağımızın –dokunmatik metin farkıyla- bir fotoğrafını çekmek miydi?

-Tabii ki evet… Roman metni topluma tutulan bir ayna olduğu içindir ki romancının gördüklerini yansıtır. Romancının gördükleri tastamam doğru olmayabilir. Aslında tastamam doğru olması roman sanatının raconuna terstir. Romancı kendi temaşasını olduğu şekilde değil de kurgusal olarak yansıtır. Kâh idealize eder kâh karikatürize eder. Burada önemli olan okurlara rahatsızlık verebilmektir. Romancı –toplumu oluşturan bütün bireylere– şöyle der: “Sen busun işte!” Fakat romancı da budur çünkü o toplumun bireyidir. Evet, romancı bir anlamda fotoğraf çeker. Temaşa ettiklerinin özetini fotoğraf kareleri hükmündeki kitap sayfalarına serpiştirir. Dehşet Palas Avm’nin absürtlüğünü ve çetrefilli kurgusunu savunmam hiç de zor değildir. Todorov der ki: “Dünya karmaşıktır, büyük sanat eseri, bu karmaşıklığı (bir dogmaya tâbi kılmak yerine) muğlâklığıyla yeniden tesis eden eserdir.” Kurgu dediğimiz şey budur işte. Tabii ben Todorov’dan yaptığım bu alıntıyla Dehşet Palas Avm büyük sanat eseridir demek istemiyorum. En azından 500 sayfalık hacmiyle büyük veya kalın bir romandır.

“KAREKTERİM MATRAK, KİMSE İÇİN DEĞİŞTİREMEM”

İlk roman karakterlerinden başka karakterler yer alıyor bu kez. Bazıları da ilkine göre sazı eline daha çok alıyor. Üçüncü romanda ne denli yer alacaklar?

-Üçlemenin ilk romanındaki başat karakterler ikinci romanda çok az yer almaktalar. İkinci romandaki başat karakterler ise üçüncü romanda neredeyse hiç görünmeyecekler. Bununla birlikte, ilk iki kitapta yanıtsız bırakılmış pek çok sorunun üçüncü kitapta tatmin edici veya okuru tatmin etmeyici açıklamaları yapılacak. Gerçek hayatta hiçbir zaman çözemediğimiz sırların hep var olması uyarınca üçlemenin birtakım soru işaretleri son kitapta da karşılıksız bırakılacak.   

“YAŞADIĞIM MUHİTTE ARKAMDAN ‘KIRIK’ DİYORLARMIŞ”

Neredeyse her romanda bir deli karakter ile kötü bir çevreden birileri tarafından çekip kurtarılmış kadın karakterler var gibi, bu biraz tehlikeli değil mi kurgu için?

-Dürüstçe cevap vereyim: Tehlikeli olup olmamasını yazar sıfatıyla hiç umursamıyorum. Cervantés’in meşhur anlatısının delidolu Don Kişot karakterini kafaya alan güya aklı başında ve gerçekçi birtakım karakterleri bir zaman sonra kuşkuya düşerler ve kendilerine şunu sorarlar: “Ya bu delinin hakkı varsa? Ya gördüğü hayal dünyası gerçekse?” Şahsî fikrime göre, bir yazarı kendi yapıtlarında en yetkin biçimde temsil edenler o yapıtlardaki deli karakterlerdir. Toplumun, düzenin, mevcut ahlâki ve siyasi yasaların baskısından kolayca sıyrılabilmek için yazarlar birtakım görevleri deli karakterlere yüklerler. Nitekim yaşadığım muhitte bana da arkamdan “kırık” diyorlarmış. Bunu bana her gün takıldığım kahvehanenin işletmecisi söylemişti. Kırık oldunuz mu ya da kasıtlı olarak kırık göründüğünüzde sorumluluktan yırtma imkânı buluyorsunuz. Üçlemenin üçüncü kitabında Deli Gorgor yine var zaten. Erlik adlı romanımdaki kıt zekâlı Feridun Öküztepen karakteri biraz da Metin Savaş’tır. Pek çok okurum bana şöyle soruyor: “Melengicin Gölgesinde romanında kendisini deliliğe vurmuş gibi görünen Derbeder Efe karakteri sen misin?” Kısacası, okurlarım gerçeği anlıyorlar veya seziyorlar.

Ayda 25 dergiye çıktınız bir dönem. Dergi yazarlığı nasıl gidiyor?

Dergi yazarlığım bildiğiniz gibidir. Yazar kadrosunda yer aldığım dergilerin sayısı sürekli değişiyor. Kimi dergiler tutunamayıp kapanıyor, yerine yeni dergiler çıkmaya başlıyor, benden yazı istiyorlar, kimi dergileri kapanmadıkları halde ben bırakıyorum vesaire.

Yakında 99 makalenin derlemesinden oluşan bir kitabınız da çıkacak.

2018 yılının ocak ya da şubat ayında çıkacağını sanıyorum.

“EGOM VAR AMA ŞÜKÜR Kİ İKİYÜZLÜ DEĞİLİM”

Facebook’ta bolca geyik yapan bir yazarsınız. Bu durum sizi besliyor mu, sadece rahatlamanızı mı sağlıyor, facebook’un yazarlığınıza etkileri nedir?

Facebook ortamındaki matraklığım hem bende hem takipçilerimde psikolojik rahatlamaya sebebiyet veriyor. Takipçilerim bunu itiraf ediyorlar zaten. Ayrıca bu matraklık kısmen okur kazanmamı da sağlıyor. Romanlarımı okumasalar bile dergilerdeki yazılarımı okuyorlar. Facebook sayesinde sempati kazandım. Sosyal medyadan uzak durduğum yıllarda kimse beni tanımıyordu. Gizemli bir romancı olarak fısıltı halinde biliniyordum. Ama ben facebook’taki geyik muhabbetlerini yüzde yüz çıkar amaçlı yapıyor değilim. Karakterim matrak. Ben buyum. Bu yüzden çok eleştirildim ve sonunda dayanamayarak sosyal medyadan şöyle seslendim: “Hiç kimsenin güzel hatırı için karakterimi değiştirmeyeceğim. Beni ya olduğum gibi kabul edin ya da beni defterinizden silin.” Demem şu ki: Daha fazla okur kazanmak için, daha fazla ciddiye alınmak uğrunda hiç kimseye yalakalık yapmam. Adam yerine konmak derdiyle başka türlü görünmem ve görünemem. Aksi halde maske takınmış olurum ki bunun anlamı sahtekârlıktır. Delidoluyum, egom da var, ama çok şükür ki ikiyüzlü değilim. Yakın zaman öncesinde bunu sosyal medyada bir kez daha açıkça söylemiştim. Facebook’taki bir takipçim “çok şükür ikiyüzlü değilim” ifadesini görmezden gelmişti ve “egom da var” ifadesini kastederek “belli belli” yorumunu yapmıştı. Bu yorum hiç de mütevazı bir yorum değildir. Demek ki o yorumu yapan arkadaşın egosu yok. Egosu olmadığı için de beni kınama hakkını kendinde görüyor. Tamam ama insan-ı kâmil böyle bir sataşmada bulunur mu?

Komşu kızıyla ilişkiler nasıl gidiyor? Yakında düğün dernek var mı, durum stabil mi?

Bunu herkes sorduğu için yine Facebook’ta duyuru yapmış ve şöyle demiştim: Benim düğünüm cennette yapılacak. Hepiniz cennetteki düğünümüze davetlisiniz.

CEBİNDE 30 LİRAYLA İMZA GÜNÜDE GİDEN YAZAR

Milyonların aklından geçeni ben soracağım. New York’tan daire alacağınız falan konuşuluyor. Ne kadar para kaldırdınız romanlardan ve dergi yazarlığından?

-Romanlarımdan yok denecek kadar az para kazanıyorum. Okurlar ve eleştirmenler hep beni tenkit eder ya… Şimdi de ben buradan okurlarıma sitem edeyim… Geçen sene bir kitap fuarındaki imza günüme gitmek için otobüsle yola çıktığımda cebimde 30 TL vardı. Muhitimdeki arkadaşlardan borç para istemeye de utanmıştım. Yayınevi yolculuk masrafını karşılıyor elbette. Balıkesir’deki birkaç arkadaş fuardan getirmem için kitap siparişi vermişti bana. Parayı veren düdüğü çalar diyememiştim ve o siparişlerin tekini bile Balıkesir’deki arkadaşlara getirememiştim. Tabiatıyla söz konusu 30 liraya hiç dokunmadım, yolculuk sırasında tek kuruş harcamadım, çünkü cebimdeki son paraydı. Fuardan ayrılıp da yaşadığım şehre geceleyin geri dönerken otobüsteki tekli koltukta gizlice ve sessizce ağlamıştım. Sizler cebinizde otuz lirayla yolculuğa çıkmanın acısını hiç yaşadınız mı? Muhakkak yaşayanlar çok olmuştur. Fuardan evime döndüğümün ertesi günü emekli maaşımın hesabıma yatma günüydü. Yani fuar dönüşünde paraya kavuşabilmiştim. Peki ama ben Metin Savaş olarak iyi kötü bir şöhrete sahipken niçin kimi zaman beş parasız yola çıkmak durumunda kalıyorum? Savurgan olduğum için mi? Hiç de değil. Kendim karakter olarak yeterince mütevazı olmasam bile Balıkesir’de mütevazı bir yaşam sürmekteyim.

ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİ KİTABA BOĞMAYA ÇALIŞIYORUM

Şu halde niçin böyle oluyor?

-Çok basit bir örnek vererek izah edeyim: Birkaç ay öncesinde bir başka şehirdeki üniversiteye konferans vermek için davet edildim. Konferans salonunda yaklaşık 200 kadar dinleyici vardı. Orada sadece bir tek kitap imzaladım. Beni dinlemeye gelen hayranlarımın sadece birkaçı romanlarımı okumuşlar. Birkaçı da dergilerdeki yazılarımı görmüşler. Ezici çoğunluk ise Facebook’taki matraklığıma tav oldukları için konferans salonuna gelenlerdi. Bir kısmı da konferans konusuna tav olanlardı. 200 kadar dinleyicinin tamamına yakını romanlarımı okumaya tevessül etmiyorsa bir yazar olarak ben kitaplarımdan nasıl para kazanabilirim ki? Peki ya para kazanmak önemli midir? Elbette önemlidir. Çünkü ben elime geçen parayı etrafımdaki üniversite gençliğine harcıyorum. Onlara kitaplar alıp hediye ediyorum. Onları kitaba boğarak yetiştirmeye çalışıyorum. Davet edildiğim şehirlere yalnız gitmemeye çalışıyorum, daima benimle takılan gençlerden herhangi birini masrafını üstlenerek yanımda götürüyorum.

“ROMANLARIMI OKUMADAN ÇIRAĞIM OLMAK İSTEYENLER, YA BEN DANDİK BİR ROMANCIYSAM?”

‘Al beni yazar olarak yetiştir diyenler’ mi döver, ‘Bana imzalı kitap yolla’ diyenler mi?

-Muhtelif şehirlerden gençler ve az da olsa yetişkinler bana Facebook yoluyla mesaj atarak imzalı kitap göndermemi talep ediyorlar. Kitapçıya gideceğim, kendi romanlarımı kendi paramla satın alacağım, imzalayacağım ve kargo masrafına da katlanıp talep edenlere göndereceğim. İyi de ben medyatik yazarlar gibi milyarlar kazanmıyorum ki. Benim New Yorklarda dairem yok ki. Bunları söylediğimde kendimi acındırmış mı oluyorum? Arabesk takılmış mı oluyorum? Duygu sömürüsü yapmış mı oluyorum? Sırf bu yüzden birkaç hayranımı azarladım ve onlar da bana küstüler? Niçin mi küstüler? Beni telefonla arıyorlar ve diyorlar ki: “Metin abi, senin çırağın olmak istiyorum, beni yazar olarak yetiştirir misin?” Onlara soruyorum: “Kitaplarımdan hangilerini okudunuz?” Cevap genelde şöyle oluyor: “Üniversitedeki derslerimiz çok yoğun, senin romanlarını okumaya henüz fırsat bulamadık.” Ve ben onlara şöyle takaza ediyorum: “Romanlarımı okumadığınız halde neden benim çırağım olmak istiyorsunuz? Belki ben dandik romanlar yazmaktayım. Belki ben gerçek bir üstat değilim. Belki çakma yazarım. Metin Savaş’ın usta bir yazar olup olmadığına romanlarımı okumaksızın nasıl karar verebiliyorsunuz?” Ve diyorum ki: “Sizi yetiştirmemi istiyorsunuz, eyvallah ama üniversitedeki derslerin yoğunluğu yüzünden romanlarımı okumaya vakit bulamazken roman yazmaya nasıl zaman ayıracaksınız?” Kısacası, bu şartlar altında ben cepte otuz lirayla imza günlerine gitmeye devam edeceğim sanırım. (Görüldüğü üzere işbu mülâkattaki sorulara en uzun cevabı “Ne kadar para kaldırdınız romanlardan ve dergi yazarlığından?” sorusuna vermiş oldum.) Hiç kimse beyhude dervişlik taslamasın lütfen. Para daima önemlidir. Çünkü para ihtiyaçtır. Önemsiz ve kötü olansa paragözlüktür.

BEYHUDE DERVİŞLİK TASLANMASIN, PARA ÖNEMLİDİR

Peyami Safa ya da Tanpınar, çok sevdiğimiz yapıtlarını bugün birer genç olarak yayınevlerine sunsalar kitapları basılabilir miydi?

Evet basılırdı. Türkiye’de artık binlerce yayınevi var. Beş para etmez kitapları bile basıyorlar. Nitelikli ama hiç satılmayacağını bildikleri kitapları basan yayınevleri de var.

Çarşamba Karısı Cinayetleri ne durumda? Ne zaman geliyor?

Üçlemenin son kitabını 2018 yılının ocak ayında yayınevine teslim etmeyi hedeflemiştim. Biz bu mülâkatı aralık ayının son haftasında yapmış bulunuyoruz. Romanın finaline yaklaştım ama yazıp bitirdikten sonra yeterince pişmesi için bekletmem gerekiyor. Yani işte Çarşamba Karısı Cinayetleri gecikebilir.

Önceki Sayfa

Askılık

Sonraki Sayfa

Türkleri Hangi Şeytanlar Korkutur?

Ahmet Balcı

Ahmet Balcı