MANŞETSÖYLEŞİYORUZ

ÖN YARGILARI YIKMAK İÇİN BİR ADIM ATTIK

Sevde Tuba Okçu, ‘Kayıktaki Çocuk’ kitabıyla Suriyeli mülteci bir çocuğun yolculuğunu anlatıyor. Mültecilere karşı ön yargıyı kırmak adına kitabı yazdıklarını söyleyen Okçu, ayrımcılığın her türlüsüne dair öykülerin sayısının artması gerektiğini düşünüyor.

 

RÖPORTAJ: AYHAN HÜLAGÜ

 Kayıktaki Çocuk’u size yazdıran temel çıkış noktası nedir?

Kayıktaki Çocuk’u yazma fikri hepimizin malumu olduğu mülteci krizi denen insanlık dramına şahitlik etmemizle almış olduğumuz bir karardı. Yetişkinlerin deneyimlediği bu sürece çocuklar yabancı değil. Mülteci çocuklarla aynı okullara gidiyorlar, sokakta, medyada mültecileri görüyorlar. Anne babalarının mültecilerle ilgili sarfettikleri sözleri belleklerine kazıyorlar. Fakat maalesef olumlu anlamda, Türkiye’deki çocuklarımızın bu süreci anlamlandırmasına yardım edecek ne bir eğitim sistemi var ne yeterli materyaller mevcut, ne de aileler bu konuyu çocuklarla konuşmaya hazır. Kayıktaki Çocuk’la biz çocuklarımızı mülteci gerçekliğiyle tanıştırmaya karar verdik. Bu kavramı anlamalarına ve empati düzeylerini artırmayı hedefledik.

Ana tema olarak mülteci sorununuzu seçmeniz ülke gündemiyle ilişkisi nedir?

Türkiye olarak biz mültecilere kucağımızı açtık, bu doğru. Fakat bazı meseleleri doğru okumak gerekiyor. Kapılarımızı açmayı insanlara gösterdiğimiz bir lutuf olarak görmemeliyiz. Bu insani bir görevdi… İnsan olmanın gerektirdiği bir şeydi. Ayrıca bugün hala Suriyeliler mülteci statüsüne sahip değil, yani onlara mülteci diyoruz ama aslında bu doğru değil. Sadece misafirler, geçici koruma yönetmeliğiyle. Bu sebeple birçok hakları yok burada, statüsüzler. Malesef Suriyelilere dair bildiğimiz birçok şey yanlış. Evet çok şükür avrupalı ve ortadoğu birçok ülkeyle kıyaslayınca üzerimize düşen görevi yerine getirdik diyebiliriz ama yapılan yardımların da okumasını doğru yapmak lazım. Sanki büyük bir iyilik bahşetmişiz psikolojisi doğru bir psikoloji değil… İşte Kayıktaki Çocuk’la toplumda mültecilere karşı oluşmuş olan önyargıyı kırabilmek için küçük bir adım atmış olduk. Ne de olsa ağaç yaşken eğiliyor. Çocuklarımızda bu hassasiyet oluşmazsa, ilerde bizi kötü günler bekliyor. Farklı grupları ötekileştirmenin bize hayır
getirmediğini tarihimizde gördük, acı imtihanlar geçirdik, geçiriyoruz.

Uzun süre yurt dışında yaşadığınız, şimdi Türkiye’desiniz. Çemberin içinde ve dışındaki bakış açınız arasındaki farklar nelerdir?

Yani Türkiyede problemler var evet ama malum olan sorunlar sadece Türkiye’ye has meseleler değil. En basitinden ırkçılık meselesi. Yeryüzündeki en demokratik ülkelerde bile aynı sorunlar mevcut. ABD’de yaşadığım dönemde şehirlerin, sokakların siyahiler ve beyazlar arasında ne şekilde ayrıştığına şahit oldum ve yine sosyal hayat içerisinde nasıl ayrıştıklarına. Yahut yine Abd’de hispaniklere karşı olan önyargı, müslümanlara karşı olan islamafobya… Kosta Rika’da da bulundum bir süre. Ordusu olmayan, dünyanın en huzurlu ülkelerinden biri. Amerika kıtasının İsviçresi deniyor. Dört milyon nüfüslu bu ülkede Nikaragua’dan gelen bir buçuk göçmen yaşıyor. Evet Kosta Rika kapılarını açmış Nikaragualılara fakat bu herşeyin güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmiyor. Bilakis toplumda Nikaragualılara karşı inanılmaz bir tahammülsüzlük ve aşağılama var. Bu kadar barışçıl mizaçlı olan Kosta Rika halkı nasıl oluyorda ülkelerine kabul ettikleri dil ve dindaş olduğu Nikaragualılara karşı bu kadar sert olabiliyor diye çok düşündüm. Yani insanoğlunun yapısı ötekileştirmeye, zorbalığa çok yatkın… Önemli olan bu konuda iyileştirme gösterebilceğimiz mekanizmaları kurabilmek, eğitimde bu mekanizmalardan biri. Ama tabiki doğru eğitim, barışçıl eğitim.

Sorunun politik ve insani yönü de var. Sorunu merkeze alırken meseleye vicdan çerçevesinden yaklaşıyorsunuz. Politikanın çizgilerinin sizi sınırladığı oldu mu?

Kitabı biz üç kişi yazdık. Yazarlardan Vonne Hollandalı, Maya Japon ve ben Türkiyeliyim. Kitap şuanda Türkiye’de ve Hollanda’da yayınlandı hatta Hollanda ASN Bankası Dünya Ödülleri finalisti olduk. Ama mesela Japonya’yada basılması böyle bir kitabın çok daha zor. Çünkü tektipçi devlet politikası hakim ülkede. Japonya belki dünya siyasetinde barışçıl politikalar takip ediyor şuanda ve ekonomik açıdan çok gelişmiş bir ülke ama bu tarz bir kitabın kabul görmesi problemli olabiliyor. Çünkü kitapta Japonya’nın mültecilere kapılarını açmamasına yönelik bir eleştiri var.

Sevde Tuba Okçu, Timaş Yayınları’ndan yayınlanan ‘Kayıktaki Çocuk’ kitabını Maya Mizuni, Vonne Hemels ile birlikte yazdı.Öyküyü Golden Sweet resmetti.

 

Mülteci kavramı yetişkinler için dahi ağır bir yük. Kayıktaki Çocuk’un hedef kitlesini 4 yaş ve üstü için belirlemişsiniz. Bu kavramı çocuklara anlatmanın zorlukları nelerdir?

Zorlukları var elbette. Çocukların ruh dünyasını sarsmadan, onların ilgisini çekebilecek metinleri oluşturmak çok kolay değil. Bi kez zaten çocuk kendisine bir şey öğretilmeye çalışıldığını hissederse öykü kitabında, kitaba olan ilgisini hemen yitiriyor. Nasihat dinlemek istemiyor.  Ders kitabı okuyormuş hissine kapılıyor. Biz Kayıktaki Çocuk’ta bunu aştık diye düşünüyorum. Yine aynı şekilde çocuğu travmatize etmeden onun duygu dünyasına ulaşabilmekte önemli. Çocukları bir yalanın içinde yaşatamayız. Batıda çocuklara yönelik ölümle ilgili, anne babaya vedayla ilgili, evlatlık edinilmekle ilgili veya savaş temalı çok eser var. Ordaki edebiyat, çocuğu aynı zamanda hayata hazırlıyor. Türkiye’de ise aileler daha çekingen bu konularda. Irkçılık yada cinsel istismarla ilgili bir kitap hazırlıyor yayıncı, aileler yayıncıya diyor ki çocuğumuzu niye paranoyaklaştırıyorsunuz. Halbuki öyle değil.. Çocuklar düşündüğümüzden çok daha fazla farkındalar sosyal meselelerin ve anlamlandırmaya çalışıyorlar etraflarında olan problemleri. Etraflarındaki karmaşadan korkuyorlar ve anlamak istiyorlar.  Aileler ise çocuklarını en doğru şekilde etraflarında olan biten meselelere hazırlamalılar. Çocuk kitapları, çocuk edebiyatı da bunun ilacı, en doğru adresi… Tabi ki doğru kitapları seçmekte önemli.

Mülteci temasının çocuk edebiyatındaki temsili neredeyse yok diyebiliriz. Dünyanın gündeminde olan bir meseleyken edebiyata yansımasının bu kadar az olmasının sebebi sizce nedir?

Çünkü sancılı bir konu… Mesela ABD’de kölelik dönemiyle ilgili çocuk kitapları son on senede arttı diyebiliriz. Ki kaç yüzyıl geçti kölelik ortadan kalkalı. Orada hala bu konuda kanayan bir yara var, fırsat eşitsizliği, sosyal adaletsizlik hala hakim. Bu edebiyata da yansıyor. Mülteci meselesi de aynı şekilde, yetişkinler bile durumu nasıl okuması gerektiği konusunda yeterince bilinçli değiller. Hal böyleyken yayıncı çekiniyor bu tarz kitapları yapmaktan. Ama ben ümitliyim batıda da bu eserlerin sayısı gittikçe artıyor ve Türkiye’de de bir kıpırdama var. Umarım Türkiyeli yazarlarımız bu konuyu daha çok kaleme alabilirler. Sadece mülteci meselesi bazında değil. Ayrımcılığın her türlüsüne karşı.

Önceki Sayfa

FERGİ'DEN KEYİFLİ BİR ÇIKIŞ

Sonraki Sayfa

Yasmin Levy: "Annemden etkilendim"

Ayhan Hülagü

Ayhan Hülagü

oyuncu-yazar