FARKLI SESLERMANŞETMÜZİK

İYİ SES = YÜKSEK SES ALGISI DOĞRU MU?

Cengiz Köroğlu Yazdı…

“Dünyada ses teknolojileri alanındaki gelişmeler Türkiye’de bu işin muhatapları tarafından yeterince takip ediliyor mu? Stüdyo kaliteleri Avrupa’ya oranla Türkiye’de ne durumda?” Sorumuz bu…

Evet, gelişmeleri iyi takip eden var etmeyen var, çok iyi durumda olan stüdyo var olmayan var. Bu durum Avrupa’da ve dünyada da böyle. Günümüz dünya düzeninde hem ekipman hem bilgi bütçeyle doğru orantılı. Daha fazla bütçe daha çok ve daha iyi ekipman demek, daha iyi okullar demek. Gelir dağılımında devasa çarpıklıklar var ve herkes başlarken aynı fırsata sahip değil. Genel bir bakışla, 1992’de Türkiye’ye geldiğimden bu yana müzik sektöründe Avrupa ile aramızda her açıdan daha çok fark vardı. 20 sene içinde hayli ilerleme gerçekleşti ve farkların azaldığını gözlemliyorum. Türkiye yapımı iyi prodüksiyonlarda Avrupa ve Amerika yapımı olanlara kıyasla daha az fark kulağıma çarpı- yor. Bazılarını ise artık aynı seviyede duyuyorum. Yine de Avrupa ile bazı farklarımız var, onlardan bahsedeyim, sonunda belki de birkaç öneri yapmamda fayda var. Türkiye’de çalıştığım yıllar boyunca gözüme çarpıp duran bir şey oldu. Ses teknisyenleri/mühendisleri yaygın olarak çaycılıktan yetişme olup ses teknisyenliğine atanıyorlardı. Bu, yazılı olmayan bir kanun gibi, kültürel bir gelenek haline gelmiş. Küçük stüdyolar ve mekanlar şöyle dursun, koca koca kurumlarda bile durum böyleydi.

SES TEKNİSYENLİĞİ EN AZ DÖRT BİLİM DALININ BELLİ ÖLÇÜDE KAVRANMASINI GEREKTİRİYOR

Oysa benim anladığım ses teknisyenliği en az dört bilim dalının farkındalığını ve belli ölçüde kavranmasını gerektiriyor: Akustik bilimi, fiziğin bir dalı. Sesin fiziksel ortamda, arada elektronik olmaksızın, davranışını anlamaya yarar. Elektronik, kayıt cihazlarının yapımını/kullanımını ve akustik sese etkisini anlamaya yarar. Stüdyo deyince ilk burası akla geliyor. Sesle ilgili teknik işçiliklerin büyük bölümünde müzik var. Müziği, enstrümanları anlamadan iyi bir teknik hizmet vermenin yolunu göremiyorum. Psiko-akustik de psiko-fiziğin bir dalı. İnsanlarda ses algısının bilimsel incelemesi. Daha belirgin olarak, sese verilen psikolojik ve fizyolojik tepkileri inceleyen bir daldır. Bir diğer deyişle, ses akustik ortamda başka, elektronik ortamda başka, kafamızın içinde onu nasıl algıladığımız başka. Sesi nasıl algıladığımızı bilmeden, elimizdeki ekipmanla ne yapacağımızı da bileceğimiz söylenemez. Yine de hayli gelişme gözlemliyorum. Zaman içinde ses mühendisliği okulları açıldı, internet gelişti, bilgiye ulaşmak kolaylaştı, ucuzladı. Kendini yetiştiren insanlarımız arttı. Büyük yayın kurumları ve büyük işlek konser mekanlarının çoğunda artık birinci sınıf ekipman mevcut ve konuya az çok hakim teknik personel çalıştırılıyor. Ama yine de o bahsettiğim gelenekten tamamen kurtulmuş değiliz.

Türkiye’de sevilen bir çok eserde imzası bulunan aranjör Cengiz Köroğlu, İstanbul Drama Sanat Akademisi’nde öğrencileriyle birlikte…

TOMMAİSTER KAFASINA MİKROFON FIRLATMADAN ÖNCE …

Halen rastladığım yaygın yaklaşım şu; müzikli/sesli organizasyonu yap, her yeri iyi süsle, herşey en parıltılı haliyle gözüksün, sonra duyulması gereken şeyler tatmin edici ve anlaşılır şekilde duyulmayınca bütün fırçaları tonmaistere at, mikrofonu da tonmaisterin kafasına fırlat.

Buraya, tonmaisterin kafasına mikrofon fırlatmadan önce sorulacak birkaç soru bırakmak istiyorum: Adam kendisini atadığımız bu görev hakkında isabetli ve yeterli bilgiye sahip mi? Eğer değilse, sahip olması için kendisine gerekli zamanı ve bütçeyi sağladık mı? Adam kaç saattir çalışıyor? Karnı tok mu? Eline bu işi kıvırabilmesi için gerekli ekipmanı verdik mi? Hazırlanması için ihtiyacı olduğu zamanı verdik mi?

Tecrübelerimden şunu söyleyebilirim; eğer stüdyolarda bir yetersizlik yaşadıysam, ekipman yetersizliğinden çok o ekipmanın nasıl kullanılacağı ve yapılan işe en yüksek verimi nasıl vereceği ile ilgili bilgi yetersizliğindendi. Bu yüzden her ne kadar konumuz daha çok ekipman ağırlıklıymış gibi gözükse de, ben bilginin önemini vurgulayacağım. İyi bir sonuçla kötü sonuç arasındaki farkın tamamen ekipmandan kaynaklandığı yanılgısı varsa, kalmasın diye. Yayın kuruluşlarında, müzikli/sesli mekanlarda ekipmanın yanı sıra, hem yöneticilerde hem toplumun genelinde, ses işçiliği ve işçileri diye bir şeyin farkındalığının arttığını görmeyi arzuluyorum.

Avrupa’da ve dünyada müzikli mekanlarda bulunup ortamı yaşadıktan sonra şunu da net fark ettim. Daha kısık ve daha ayrıntılı, daha iyi işlenmiş ses hakimdi. Oysa Türk kültüründe yaygın olarak şu anlayış hakim; “İyi ses = yüksek ses”. Bu, Almanya’daki Türk mekânlarında da geçerliydi. Ses inanılmaz yüksekti. Sanki ekipmanın ne kadar ‘iyi’ olduğunu iddia eder gibi. Oysa ses mühendisliği çevrelerinde iyi bilinir ki yüksek ses, asap bozukluğu ve işitme kaybına yol açmaktan başka pek bir işe yaramaz. Aklıma şu atasözü geliyor: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”

Bir diğer fark ise, konuyla tamamen alakasız gözüken, toplumumuzda İngilizce’yi bilen kişi azlığı- dır. Belki milliyetçi duyguları kabarık olanlar bana kızacak ama, en isabetli ve en çok bilgi İngilizce kaynaklarda var. Sadece ses prodüksiyonlarıyla ilgili değil, birçok diğer konuda da böyle. Ya bu bilgileri kendimiz sıfırdan keşfedeceğiz ya da hazır keşfedilmiş olanlarını İngilizcesinden okuyup öğreneceğiz.

Tavsiye: Youtube olsun Facebook olsun, kendi yaptıklarımızı dünyada yapılan en iyi şeylerle aynı platformda yayınlamamız, yan yana, peş peşe görmemiz mümkün. Bunu kullanalım. Dinleyelim. Dikkatle, tekrar tekrar dinleyelim.

Önceki Sayfa

3. ALTIN BAKLAVA FİLM FESTİVALİ BAŞLADI

Sonraki Sayfa

YARIM HAYAT İÇİNDE BİR ‘NEFES’ RÜYA

Kolektif Sanat

Kolektif Sanat

Sanat bizim için