EDEBİYATMANŞETRÖPORTAJ

Mehmet Aycı: “Nerede Bir Dergi Çıkıyorsa Heyecanlanıyorum”

Mehmet Aycı, velut şairlerin örneklerinden. Aynı zamanda günümüzde yaşayan bir insan ve onun sosyal medya kullanımı çok farklı. Twitter’a okuduğu kitapların bir listesi muamelesi çekiyor. İlhamını twitterda harcamamaya kendine ait odasında ikinci mesaisiyle ürünlerine yansıtmaya dikkat ediyor. Ben de bu özelliğinden haraketle bir röportaj talep ettim ve bu güzel söyleşi ortaya çıktı. Bu yıl Aycı’nın “Çiçekten Harman Olmaz” ve “Kelebekler Düş Görmeye Devam Ediyor” adlı kitapları da çıkacak…

Bu güne kadar gördüğüm, Twitter’ı en iyi kullananlardan birisiniz. Twitter gibi çoklarınca boş sayılan bir mecraya okuma listenizin bir kaydı muamelesi yapıyorsunuz genelde. Twitter’la ilişkiniz nasıl?

Paylaşıyorum çıkıyorum. İltifatınız için teşekkür ederim. Benden daha iyi kullananlar vardır kuşkusuz. Okuma eylemi soylu bir eylem. Son bir yıldır bir nevi okuma günlüğümü paylaşıyorum bu mecrada. Özetle; o bana dokunmuyor, ben ona dokunmuyorum pek. Twitter da okumayı öğrensin. Tebessüm!

Bazıları için sosyal medya platformları gönderi atarken yazı ya da şiirin ilhamını boşa harcama tehlikesi içeriyor sanki. Bir şair için başta Twitter olmak üzere bu mecraların anlamı, durumu nedir sizce?

Bir yargıda bulunmak istemiyorum. Yumurtlayacaksam, kümesimde yumurtlarım. Kütüphanemde, çalışma odamda. Sanallık inanılmaz bir ifade özgürlüğü sağlıyor, herkes, her istediğini, bir seferde 140 karakter de olsa istediği gibi paylaşıyor orada, bana göre değil bu. Tehlikesi içermek ne demek, boşa harcanıyor zaten. O boşluk iyi kurgulanmış. Zaaflar üzerine bina edilmiş bir mecra burası. Adam korkak, bakıyorsunuz en cesurumuz. Adam iki kelimeyi bir araya getiremiyor, bakıyorsunuz bülbül gibi şakıyor. Adam çirkin, bakıyorsunuz orada dünya yakışıklısı, adam adam değil, bakıyorsunuz orada adamın hası. Kimse olduğu gibi orada yok; istisnalar hariç. Başka kişiliklere bürünerek orada… İlhamın boşa harcanması, yazının zayi edilmesi filan, bunlar çok tali kalıyor. Hiçbir şey büsbütün olumsuz ve kötü değil kuşkusuz. Ancak fotoğraf arz ettiğim gibi. O kuşun kanatları sözün kanatları, gerçek kuşun ve sözün kanatları gibi sahici değil. Uçarsınız yine de… Yaşasın boşluk.

Sizin için “Taşra dergilerinin ağabeyi” yorumu yapılıyordu internette. Bunu seçici olmamakla eleştirenler de var, edebiyata dair her çabaya destek olma anlamında takdir edenler de. Sizin görüşünüz nedir?

Ağabeylik kardeşlik ilişkisi değil de, nerede bir dergi çıkıyorsa heyecanlanıyorum. Çok dergide yazdığımdan müşteki olanlar var. Benden yazı/şiir isteyen her dergiye ürün verdim, veriyorum. Takip etmeye çalışıyorum. Sanıyorum ağabeylik yakıştırması bundan.

“Demiryolları Türkiye’nin Modernleşme Öyküsüdür”

Bugün hayatında hiç trene binmemiş insanlar bile öykü, şiir yazmaya başlarken bu bir ritüelmiş gibi trenlerden bahsetmeye başlıyor. Bu, hayatında hiç mektup yazmayanların bile hemen mektup yakmalı metinler döşenmesi gibi biraz. TCDD’de iş tecrübeniz ve İçinden Tren Geçen Şiirler antolojisini hazırladığınız için de soruyorum. Nedir bu edebiyatçıların tren merakı sizce?

Türkiye’nin modernleşme öyküsü aynı zamanda demiryollarının öyküsüdür. Ya da demiryollarının öyküsü, son 150 yıllık Türkiye’nin modernleşme öyküsüdür. Onun için edebiyatçıların benim gibi meslekten demiryolcu olmasalar bile, demiryollarıyla yolları kesişir. Bu normal. Sosyal bilimlerin pek çok alanında derinleşmeye başladığınızda karşınıza demiryolları çıkacaktır. Bir de tren/yol/yolculuk edebiyat için her zaman geniş imkanlar sunan bir alan. Bundan olsa gerek ‘merak’… Ben demiryolunun okulunda okumasam da, o kurumda çalışmasam da sanıyorum yolum kesişirdi. Belki Serkisof Ahbabım Olur ve Sonrası Şimendifer kitapları, o denemeler olmazdı ama, yine de trenler olurdu yazdıklarımda, diye düşünüyorum.

Yıllar sonra edebiyat alanında hangi özelliğinizle anılabileceğinizi seçme şansınız olsa şair mi yoksa denemeci olarak mı anılmak isterdiniz?

Elbette şiir. Deneme hayatta neşe katmanın ve hayattan neşe kapmanın bir yolu, bir oyun. Şiir daha derinlikli bir uğraş.

“Silkinsem Beş-On Kitap Daha Çıkar!”

Hatırlıyorum da 2010 yılında beş kitap birden çıkarmıştınız. O yıl yeniden basılanlar da cabası… Önümüzdeki yıllarda da gelecek mi buna benzer bir durum?

Birikirse, neden olmasın. Arkadaşlar çok yazdığımı söylüyorlar. 1990’dan bu yana “kendime ait odamda” ikinci mesai yapıyorum. Çalışıyorum yani. Bu çalışmaya göre yazdıklarım çok fazla sayılmaz. Beni çok yazmakla itham eden arkadaşlar tembelliklerine benim çalışkanlığımı mazeret göstermesinler. Bu sene “Çiçekten Harman Olmaz” ve “Kelebekler Düş Görmeye Devam Ediyor” çıkacak… Silkinsem beş on kitap çıkar elbette daha ama, kitabın da kaderi var.

 

 

Önceki Sayfa

Kapı

Sonraki Sayfa

Bir Amatörün "Bilim" Deneyimi -1

Ahmet Balcı

Ahmet Balcı