MANŞETSİNEMA İNCELEME

ŞEFKAT VE MERHAMET ABİDELERİ KADINLAR

ANNELER GÜNÜ ÖZEL SAYIMIZI OKUMAK VE İNDİRMEK İÇİN TIKLA!

Bu hafta hayatımızda ki en değerli varlıklarımız annelerimiz için sizlere birkaç filmi aktarmaya çalışacağım. Öncesinde başlığımda niye şefkat ve merhamet abideleri anneler değil de kadınlar dediğimi aktarayım. Benim fikrim anne  sadece sonradan çocuk yapmakla olunmaz. Her kadın doğuştan bir anne şefkati ve merhameti taşır diyorum anlatacağım filmlerde de buna değinmeye çalışacağım. Siz siz olun bazıları gibi senin çocuğun yok annelikten ne anlarsın gibi incitici kelimelerle çocuğu olmayan kadınlarımızı incitmeyelim lütfen. Bir erkek olarak kadınlara karşı haddimi aşıp onlara annelik tanımını uzatmayayım en iyisi ben ilk filmimize geçeyim müsaadenizle.

‘’Hayat Işığım’’ film geçen sene çekilmiş dram tarzında ABD, Yeni Zellanda ortak yapımıdır. Başroldeki erkek oyuncu 40 yaşında ki Alman Michael Fassbender (Tom Sherbourne)’dur. Bu isme son yıllarda ‘’12 Yıllık Esaret’’ ve ‘’Steve Jobs’’ gibi yapımlarda da rastlıyoruz. Kadın oyuncu ise 29 yaşında ki İsveçli güzel oyuncu Alicia Vikander (İsabel)’dir. Alicia son yıllarda yıldızı parlamış bir oyuncudur. Son iki senedir hiç boş durmuyor desek yeridir. ’’Danimarkalı Kız’’, ‘’Kod Adı U.N.C.L.E’’ ve ‘’jason Bourne’’ gibi adından epeyce söz ettirmiş yapımlarda da bulunmuştur.

EVLADINI KAYBEDER

Filmi size kısa bir şekilde özetleyeyim. Tom Sherbourne 1.Dünya Savaşı biter bitmez dört sene ayrı kaldığı memleketine geri döner. Savaşta işlediği cinayetler ve bulunduğu ortam psikolojisini ağır bir şekilde etkilemiştir. Bundan dolayı yalnız kalıp vicdanını hesaba çekmek ister. Yalnız kalabileceği bir yer olan Avusturalya kıyısından yarım gün uzaklıktaki Janus Kayalıklarında yani bir adacıkda bulunan deniz fenerinin bakımını üstlenir. Kıyıya gelişlerinde güzel genç bayan İsabel, Tom’dan etkilenir ve adacığın zor şartlarını bildiği halde evlenmek ister.Çift mutlu bir evlilik yaparlar.Sadece dalgalar ve rüzgar sesinin duyulduğu; yıldız, deniz ve birlerini görmekten başka bir şeyin görülmediği okyanusun ortasında romantik evliliklerini sürdürürler. Gel zaman git zaman İsabel hamile kalır ama bebek üzerinde fazla kalmaz düşük yapar. Bunun üzüntüsünü yaşarlarken ikinci hamilelik gelir. İsabel bu hamileliğini de fazla sürdüremez ve erken doğum yaparak bu evladını da kaybeder.

O mutlu dünyaları olan adacık, İsabel’e dar gelmeye başladığında kıyıya bir kayık gelir. Tom ve İsabel kayıktan erkek cesedi ve tatlı bir kız bebek bulurlar. İsabel yılların annelik özlemiyle bu bebeği görür görmez sahiplenir. Tom bu durumdan rahatsız olmuştur. Tom görevi gereği deniz fenerinden kıyıya sinyal gönderip, deniz fenerinde ki deftere bu olayı kaydetmesi gerekirken İsabel buna izin vermez. İsabel ve Tom bebeklerini yılların özlemiyle kendi bebekleriymiş gibi çok severler ve yoğun bir ilgiyle büyüttürler. Tom bebekleri Lucy’i vaftiz ettirmek için kiliseye götürdüklerinde kilisenin yanında bir mezarın başında ağlayan kadın görür ve üzülür.Tom yanında ki arkadaşına bu durumu sorduğunda: -Birkaç sene önce bu kadın okyanus da kocasını ve bebeğini kaybetti ondan dolayı gelip burada gözyaşlarını döküyor, diye cevap verir. Tom bu duruma çok üzülür ama İsabel’e bir şey söylemez. Tom, o kadının Lucy’nin annesi olduğunu anlar. Buna sonunda dayanamaz kendisinin de suçlu düşeceğini bildiği halde bir çocukla annesini daha fazla ayrı tutmanın doğru olmadığını düşünür ve kadına haber verir. İsabel ise çocuğunu kaybetmesinin  sorumlusu olarak Tom’u görür ve onu terk eder. Tom ise görevini kötüye kullanmaktan ceza evine gider. Lucy gerçek annesine ilk başta ısınamaz ve İsabel’e gitmek ister.Gerçek annesi çocuğunun mutluluğu için İsabel’e yeniden vermeyi düşünürken Lucy annesine ısınır ve annesinin yanında hayatına devam eder. İsabel’de sonradan Tom’un haklı olduğu kanaatine varıp affeder. Yeniden bir araya gelirler.

GİZLİ DÜNYA

İkinci filmimiz iki sene önce çekilen Kanada, İrlanda ortak yapımı ‘’Gizli Dünya’’ orijinal adıyla ‘’Room’’.Başrolde ki kadın oyuncumuz 28 yaşında ki ABD’li güzel oyuncu Brie Larson (Joy). Çocuk oyuncu 11 yaşında ki Kanadalı Jacob Tremblay(Jack)’dir.

17 yaşındayken bir sapık tarafından kaçırılan Joy, sapığın bahçesinde ki kulübeye kapatılarak tecavüz edilir.Kulübe öyle kaçılabilecek sıradan bir kulübe değildir.Pencerelerin olmadığı, kapının şifreli ve çelik olduğunu, duvarlarının  dışarıya ses gitmeyecek şekilde yalıtılmış olduğu bir kulübedir. Joy’un bu sapıktan Jack adında bir erkek çocuğu olur. Joy bu kulübede tek başına korku ve endişe içinde minik Jack’i büyütmeye çalışır. Çocuk dünyadan bihaber şeklinde yetişmektedir. Dünya’yı TV’den ve tavandan açılmış delikten görünen bir buluttan ibaret zannederek büyür Jack. Hem fiziksel hemde beyinsel gelişimi yaşıtlarına göre epeyce geridedir. Joy evladını dışarı çıkarmak için plan yapar. Yeter ki evladı gerçek dünyaya kavuşsunda ben onsuz kalmanın acısına bile sabrederim diye düşünür. Yedi yıl bu şekilde hayat süren Joy sapığın haftanın bir günü düzenli olarak geldiği günü, o hafta sabırsızlıkla bekler. Sapık geldiğinde Joy, Jack’in öldüğünü söyleyip onu halının içerisine sarar ve sapığa teslim eder ve onu ne olursun burada durdurma dışarıya götür der. Sonunda kendini dışarı atan Jack bir yolunu bulup polise ulaşır ve annesini de o lanet kulübeden kurtarır.Tabi ki film üç, dört satır ile anlatılabilecek bir film değildir. Birazcık içinde halen vicdanı olanlara izleyin bu filmi kaçmaz diyeyim.

KADIN DİKTATÖR VAR MI?

Buradan kadınlarımıza yani annelere birkaç önerim olacak. Beni yanlış anlamayın bir erkek olarak kadınlara annelik dersi verecek değilim .Siz hiç duydunuz mu Hitler, Mussolini, Cengizhan  ve diğerleri gibi kadın bir zalim diktatör, ben duymadım. Tamam ince insanlarsınız zalim olamazsınız ama zalim olan erkeklerin yaptıkları zulmü en çok sizler çekmişsinizdir. Örnek olarak Hitlerin dönemin de 6 milyon insan öldürülmüştür. Bunların yarısı kadındır, 1 milyonu ise çocuktur. Tabi ki babalarında canı acır ama annelerin ki kadar acımaz ne demişler ağlarsa anam ağlar diye boşuna dememişler. Hitler soykırımında en  çok acıyı kadınlar çekmiştir. Erkekler kendi çıkarları ve menfaatleri için filler gibi tepişirler siz kadınlar ve çocuklarınız çimenler gibi ezilirsiniz. Biz ne yapabiliriz demeyiniz erkekler sizden fiziksel olarak güçlü olabilir ama sizin de duygularınız ve aklınız biz erkeklerden daha üstündür. Sizin zayıf olan noktanız erkeklerin oyunu olan Türk, Kürt, Ermeni diye milliyetçilik gibi alevi, Hristiyan, Müslüman, Yahudi gibi din ve mezhepçilik yada bir diğeri solcu, sağcı, cemaatçi, kapalı, açık diye sizleri gruplaştırıp bir araya gelmenizi engelleyen oyunlara gelmenizdir. Sizler onlar savaş, zulüm dedikçe siz inadına barış, dostluk , şefkat diyerek kadınlar bir araya gelerek birbirinize kalkan olarak birleşmelisiniz. Biz erkekler kendi cinsimizden korkmayız ama bir anneden korkarız bunu unutmayınız.

 

Kendi annem başta olmak üzere bütün annelerimizin ellerinden öperim. Sadece anneler günü annelerin olmasın her günün annelerimizin olması dileğiyle. Anneler mutlu olduğu zaman bütün dünya mutlu olur. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere sağlıcakla kalınız.

Önceki Sayfa

GURURUN VE KALBİN

Sonraki Sayfa

ANALARA KIYMAYIN EFENDİLER!

Mehmet Karaaslan

Mehmet Karaaslan

13.12.1989 yılında Konya’nın Hüyük İlçesinin İlmen Beldesinde doğdum.İlköğretimi İlmen Beldesinde bulunan İlmen Mehmet Başer İlköğretim okulunda okudum(1996-2004).Lise’yi Hüyük ilçesinde bulunan Hüyük Çok Programlı Lisesinde okudum(2004-2007).Üniversite hayatım ise Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü mezunuyum(2008-2013).Bir sonra ki yılda Pedagojik Formasyon aldım.Hobim ise EKONOMİ’dir.