ESİNTİSİNEMASİNEMA HABERLERİSİNEMA İNCELEME

Vincent’i Sevdirememek!

Vincent van Gogh şöyle büyük, böyle bir ulu ressamdır diye söze başlamak isterdim, ama bunu
anlatmanın daha kolay bir yolu var. Analitik düşünce, kısa yoldan sonuca ulaşma konusunda dünya
şampiyonluğuna her daim oynayan Türk milleti van Gogh’un resim sanatındaki yerini de belirlemiştir.

Şöyle ki; van Gogh, Ahmet ile Mehmet’in ucuz sanat sohbetlerine meze ettiği, Erasmus Burcu’nun
cebindeki son Avroları müzesinde check-in yapmak için harcadığı, en son lisedeki okul gezisinde bir
sergiye giden Hasan’ın en sevdiği ressamdır, yani hakikaten; halkın bu katmanlarına kadar inebilmiş,
büyük bir ressamdır.

125 Ressamın 65 Bin Resminden Film Yapmak

Loving Vincent işte böylesine sevilen bir ressamın hayatına ışık tutmak amacıyla yapılmak
istendiğinde birçok sanatseveri heyecanlandırdı. Kısa film projesi olarak düşünülüp daha sonra
gördüğü destekle uzun metraja dönüştürülen film teknik açıdan sinema tarihinde bir mihenk taşı
niteliğinde. Zira film 125 kişilik bir ressam grubunun van Gogh stili ile yaptığı yaklaşık 65 bin resimden
oluşuyor. Bu resimler yan yana dizildiğinde Londra ya da Manhattan büyüklüğünde olduğu
söyleniyor. Fakat bu resimler gerçek oyuncuların oynadığı kareler üzerine yapılmış.

Loving Vincent adını van Gogh’un kardeşi Theo’ya yazdığı mektupların sonunda kullandığı Loving
Vincent ifadesinden alıyor. Filmin hikayesi de zaten van Gogh’un kardeşine yazdığı bir mektubun, van
Gogh’un birakaç portresini çizdiği Armand Roulin’ın eline geçmesiyle başlıyor. van Gogh’un
Auvers’te öldüğü haberi, eskiden yaşadığı Arles kasabasına ulaşır. van Gogh ile yakın
arkadaş olan postacının oğlu Armand, babasının ısrarları sonucu mektubu Theo’ya
götürmeye razı olur.

Paris’e vardığında Theo’nun da kardeşinin ardından vefat ettiğini
öğrenince mektubu verebileceği bir akraba aramaya başlar. Armand yolculukta ünlü
ressamın son günlerini ve intiharının esrarını da aydınlatmaya çalışır, zira kendisi bunun bir
cinayet olabileceği kanısındadır.

Farklı Yollar Ararken Yanlış Yolu Bulmak…

Loving Vincent sinemaseverlerin 2017’de merakla beklediği filmlerin başında geliyordu. Film,
van Gogh’un Yıldızlı Gece’siyle açılışı yapıp, Sarı Ev’i ile devam ederek izleyiciyi müthiş bir
beklentiye sokuyor. Bu beklenti filmin genelinde izleyiciyi alıp van Gogh eserleri arasında bir
gezintiye de çıkarıyor nihayetinde, burada film ekibini takdir etmemek elde değil.

Her ne kadar tekniği ile bir dönüm noktası teşkil etse de polisiyeye dönen senaryosu filme
oldukça güç kaybettiriyor. Van Gogh kadar tanınan bir ressamın hayatını kronolojik bir
şekilde ele almaktan kaçınan senaristler farklı bir yol ararken yanlış yolu bulmuş gibi. Hayat
hikayesinden ziyade sanatına kaynaklık eden iç dünyasıyla ilginçleşen van Gogh, Loving
Vincent’ta ne yazık ki bir ölüm araştırmasına konu olmaktan öteye geçemiyor.

Filmin yönetmenlik koltuğuna oturan Dorota Kobiela ve Hugh Welchman’ın genel anlamda iyi
iş çıkarttığı söylenebilir. Fakat filmin senaristliğini de üstlenen ikili van Gogh’u anlatmak için
yanlış yolu seçerek bu senenin en iyi animasyon filmi olmayı başta şiirsel hikayesiyle Disney
klasiği olmaya aday Coco’ya kaptırıyor. Loving Vincent senaryosunun zayıflığına rağmen
yine de görülmeye değer.

Önceki Sayfa

Dahi İstanbul’da

Sonraki Sayfa

Her Şey Bir Detay, Detay Bile…

Muhammet Tarhan

Muhammet Tarhan