EDEBİYAT DOSYAMANŞETSÖYLEŞİYORUZ

Ahmet Demircan: “Yerel Tarih Olmadan Genel Tarih Eksik Kalır”

Ahmet Demircan, yerel tarih çalışmalarıyla bilinen bir edebiyat öğretmeni. Yerel tarihin nabzını tutuyor, genelin bıraktığı boşlukları kapatıyor. Son iki yılda yedi kitap yayınlayan Demircan, sadece birisi için Kütahya’nın Simav ilçesi civarında yetmişe yakın köyü tek tek dolaştı. Çalışmalarını gelecekte, ‘keşke o devirde yaşayıp bunları not alsalarmış’ diyecek araştırmacılar için hazırlıyor bir anlamda. Demircan ile yerel tarihçiliği ve kültürlerin geleceğe aktarılmasında bu çalışmaların önemini konuştuk:

-Kütahya ve Simav çevresinin tarihini belgelere dayandırarak araştırmalar yapıyorsunuz. Tarihte bir dönüm noktası çıkar mı bu araştırmalardan?

Tarih belgesiz olursa dedikoduya dönüşür. Bu nedenle belge olmadan yazmam ve belgeye çok önem veririm. Bunu yapmak için de Osmanlıcaya ve arşive hâkim olmak şart elbet. Simav’ın tarihte çok önemli bir yere sahip olduğunu söyleyemeyiz. Zaten amacım böyle bir şeyi aramak değil. Amacım ufak bir ilçeden tarih ve kültür sahasına neler ayıklanabileceğini göstermek ve kendimi ileriki araştırmalarım için eğitmek.

-Yerel araştırmaların önemi nedir sizce?

Yerel tarih olmadan genel tarih olmaz, eksik kalır. Bence ulusal araştırmalar yapıp genel hükümlerde bulunmak daha kolay ve bu yüzden çok yaygın. Bunun sebebi kaynak ve öncül çalışmanın çok olması. Genel bir konu hakkında pek çok kitap ve sayfalarca tekrar görürsünüz ülkemizde. Hatta bazıları intihal boyutunda. Fakat yereli çalışmak kaynak azlığı nedeniyle zordur. Biraz da ayrıntılara dalmak, samanlıkta iğne aramak zahmetine katlanmak gerekir. Bu iş Batı’da çok ilerlemiş durumda. Yerel tarih araştırmaları konusuna önem veriyorlar. Biz çok gerideyiz. Biraz da destek bulmak zor.

“En tehlkeli izm popülizm”

-Pekâla ünlü olmak için popüler tarih kitapları da yazabilirdiniz? Neden tercih etmediniz?

Başta şunu söylemeliyim ki popülizm bence son çeyrek asrın en tehlikeli “izm”i. Özellikle genç neslin içini boşaltıyor. Popüler olmak ucuzluğu da getiriyor. Popüler olmak için yazılmaz. Yazdığınız, ürettiğiniz şeyler sizi popüler yapar o başka. Bir eserin popülerliğini zaman belirler. Bugün olduğu gibi yarın da kendinden bahsettirirse popülerlikten bahsedebiliriz. Sizin bu sorunuzu şöyle alıyorum sürekli. Neden dar bir sahaya saplandın ve ulusal şeyler yazmıyorsun, diye. Ben bir şeylere saplanmış değilim. Sadece bir araştırmacı-yazarlık okulunda okuyorum şuan ve mezun olmama az kaldı diyorum. Elbet ulusal şeyler yazma hazırlığım var. Yazdıklarım kalıcı olsun ve sahasında ilk olsun istiyorum. Yazmak için yazmam.

 

– Tarihe ışık tutan bir Edebiyat öğretmeni olarak tanınıyorsunuz, yanlış branşı seçtiğinizi düşünüyor musunuz?

Yanlış bir branş seçtiğimi düşünmüyorum. Tarih hep içimde olduğu için zevk alarak uğraşıyorum. Edebiyat eğitimi alarak eksik kalabilecek bir tarafımı tamamladım aslında. Çünkü bir tarihçi edebiyattan, edebiyatçı ise tarihten iyi anlamalı. Lisede sadece siyasi tarih öğretildiği için tarih dersi hep sıkıcı gelmiştir öğrencilere. Hâlbuki dönemin edebiyatı ve sosyal yaşantısı da derse iliştirilse daha ilgi çekici olur. Edebiyat için de aynı şey geçerli.

“Sözlükle, medya öğütmeden kendi köyümün ağzını kurtardım”

– Sözlük çalışmanız da var. Köyünüzün ağız özelliklerini ölümsüzleştirdiniz. Köylüler bu olaya nasıl baktı, nasıl tepkiler verdiler?

Evet, bir ağız sözlüğü hazırladım. Sözlükçü değilim ama sözlükçü olmanın zorluğunu böylece öğrendim. Zahmetli bir iş. Benim amacım hem ağız araştırmaları sahasına katkı yapmak hem de anamdan öğrendiğim o güzel Türkçeyi gelecek nesiller için saklamaktı. Neticede ağızlar yok olma sürecinde. Medya her şeyde olduğu gibi dil sahasında da eşitleme çabasına girişmiş durumda. Yereldeki neslin İstanbul ağzı konuşma çabası, yerel ağızla konuşanların köylü olarak görülüp inceden küçümsenmesi bu sürecin bir parçası. Köylerde artık sadece yaşlılar yaşıyor ve şehirde doğan köy çocuklarında ağız yok. Medya denen öğütücü galip gelmeden ben kendi köyümü kurtardım diyebilirim. Sözlüğü hazırlamam 8 yıl sürdü. Doğal yaşam içerisinde sürekli dinleyip not almakla geçti bu sekiz yıl. Halka karışıp derleme yapmak çok zordur. Tanıdığınız insanlar bile olsa kendisinden bir şeylerin not alındığı sezerlerse iş doğallıktan uzaklaşır, temkin süreci başlar ve kişi kendini kapatır. O yüzden hep dikkatli olmalısınız. Bu işi rahatsızlık vermeden doğal ortamda ve acele etmeden yapmalısınız. Bu süreçte beni garipseyenler oldu elbette. Fakat ortaya çıkan ürünü görünce hoşlarına gitti tabi. Aynaya bakmak kimin hoşuna gitmez.

“Dağ köyleri Yörük kültürü açısından birer hazine”

– Simav Manilerini derleyerek bir folklor araştırması da yaptınız. Halk edebiyatı Simav’a nasıl aksetmiş?

Mani derlemesi konusunda Ege’de çok fazla çalışma yok maalesef. Ben bu alana bir katkı yapmak adına giriştim bu işe ve 5 yılda neredeyse 70 köy gezdim. Sahaya inmek gerek, masa başında yapılacak bir iş değil. Simav hala kapalı bir kültür havzası. Yolların kesişme noktasında olmayışı bunda etkili aslında. Hâlâ bozulmamış pek çok kültür ortamına rastlarsınız Simav ve çevresinde. Ben bunların çoğunu derledim. Özellikle bozulmamış bir Yörük kültürünü barındıran dağ köyleri birer hazine. Fakat son on yılda köyler boşaldı ve kültür ortamları bozuldu. Bu bozulmada medyanın da etkisi var tabii.

“Modern anlamda bir kültür ve sanattan bahsedemeyiz”

-Çalışmalarınızda yoğunlaştığınız bölgenin kültür ve sanatla iletişimi tarih boyunca nasıl olmuş?

Simav Osmanlı’dan günümüze bir Yörük yurdudur. Yörüklerin dönemin modern hayatına ve kültürüne uyum sağlaması hep zor olmuştur. Üstelik Simav işlek yollar üzerinde olmadığı için çok kapalı kalmıştır. Simav ovasındaki yerleşimler dağ köylere göre daha şanslı tabi. Fakat genel anlamda modern anlamda bir kültür ve sanattan bahsedemeyiz.

– Bu çalışmalara ilginiz ne zaman başladı, kitap yazmaya kadar evrilmesi nasıl bir süreçti?

Benim tarihe ve halk kültürüne merakım hep vardı. Gözlemlemek, halkla konuşmak, derleme yapmak ve tarih okumaları hep yaptığım şeylerdi. Tarih eğitimi almadığım için bazı yöntemleri öğrenmek zamanımı aldı. Yazdıklarımı basılı hale getirmek hep istediğim şeydi. Ben yazıya döktüğüm her şeyi bir gün basılır düşüncesiyle yazarım zaten. Tabi yerel yöneticiler beni destekledi. Yerel yöneticiler konusunda şanslıyım. Yerelde çalışanların en büyük isteği bu ve pek çokları benim kadar şanslı değil. Son iki yılda yedi kitap yayımladım, beş tanesi de basılacağı günü bekliyor. Tabi bunların bir serüveni var. Bir iki yıllık çalışmalar değil. Şunu diyebilirim ki; gelecekte, keşke o devirde yaşayıp bunları not alsalarmış diyecek araştırmacılar için yazıyorum bunları.

 

Önceki Sayfa

Otuz İki Dişe Keman Çaldıran Şerbet Vaaar!

Sonraki Sayfa

Dahi İstanbul’da

Ahmet Balcı

Ahmet Balcı