EDEBİYATHABERLERMANŞETSÖYLEŞİYORUZ

“Bilimkurgu Edebiyatı Olmayan Milletlerin Gelecekte de Yeri Yok”

Orkun Uçar’ın adını geniş kitleler Metal Fırtına serisi ile tanıdı. Ancak ondan başka birçok eserin altında imzası var. En son Yüksek Doz Gelecek adlı kitaptaki kısa romanı ile edebiyat kamuoyunun önüne çıktı. ‘5 yazar 5 bilimkurgu roman’ alt başlıklı kitapta dört yazarla bilikte yer alıyor. Çoğu kişi bilmese de, yazarlığından önce iyi bir gazetecilik kariyeri de oldu. Türkçe’de bilimkurgu edebiyatının önemli temsilcilerinden Uçar ile kısa bir zaman için uğradığı İzmir’de keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

-Yüksek Doz Gelecek hayırlı olsun öncelikle. Kısa romana meydan okuduğunuz bu ortak çalışmaya gelen okur ilgisi memnun etti mi?

Tam olarak memnun ettiğini söyleyemeyiz. Türkiye’de yerli fantastik ve bilimkurgu eserlerin ortalama satışına bakarsak bunun üzerinde…  “Yüksek Doz Gelecek” bir serinin ilk kitabı. Aksilik olmazsa Nisan 2018 gibi distopya konseptli “Yüksek Doz” kitabımız çıkacak. Bu kitap çıktığında da post-apokaliptik konsept üzerine projemiz başlayacak. Yani uzun vadeli bir satış ve okur ilgisini hedefliyoruz.

“Şaşırtıcı ama olumsuz tepki almadım”

-Türkçe bilimkurgu, sanki çevirilerin arasında biraz zor yer buluyor raflarda. Bugün geldiği durumu nasıl buluyorsunuz?

Ne yazık ki hâlâ öyle sayılır ama en azından basılma şansı buluyorlar. Profesyonel yazarlığa başladığım 2001 yılında durum çok daha kötüydü. Yayınevleri, Türk yazarlardan bilimkurgu basmıyoruz, cevabı veriyor veya bazı editörler, “Türkler fantastik ve bilimkurgu yazamaz.” gibi açıklamalar yapabiliyordu. Bu cümleyi konuşmacı olduğum bir panelde, bir editörün ağzından bizzat duydum mesela. Bugün yayınevi engelini kırdık, kısıtlı zaman için de olsa raflara da giriyoruz ama okur desteğini henüz tam hissetmiyoruz. Türk okuru hâlâ yerli fantastik ve bilimkurgu edebiyata yeterli desteği vermiyor. Oysa şunu anlamaları lazım: “Bilimkurgu edebiyatı olmayan milletlerin gelecekte de yeri olmaz.”

-Eşcinel bir karakter kurguladınız. Hem de bu dönemde… Gerçi Türk kamuoyu bu noktada pek tutarlı değil ünlü bir DJ ya da Diva olursanız sıkıntı pek yok, ama normal bir bireyin eşcinselliği cinayet sebebi olabiliyor. Eşcinsel bir karakteri seçme sebebiniz neydi, şu ana kadarki tepkiler nasıl oldu?

Sadece kahraman eşcinsel değil, romanın geçtiği toplum da tamamen eşcinseldi. Belki şaşırtıcı bulunabilir ama olumsuz tepki almadım. Ben ise normal buluyorum. Esasında Metal Fırtına’dan dolayı muhafazakâr diyebileceğim bir okur kitlem de var, onlar da bir bilimkurgu romanda Türk karakter, kahraman görmekten memnundu. LGBT sitesi için röportaj da verdim. Eşcinsel karakter seçmemin nedeni, konunun geçtiği Dünya çevresinde yer alan suni uydudaki yaşayan toplumun eşcinsel olmasıydı. Görevi gereği oraya girmesi için seçilen karakter de eşcinsel olmalıydı.

 

“Bana mail atıp ortak kitap yazalım diyenleri kabul ediyor değilim…”

-Kendi kurgularınız ve tanınmış bir isiminiz zaten var. Ortak çalışmaların farkı neler? Avantajları, dezavantajları neler oluyor?

Çok çeşitli, daha önce Türk edebiyatında örneği görülmemiş türlerde eser vermeye çalışıyorum. Metal Fırtına politik kurgu, Zifir islami korku, Derin İmparatorluk tarihi kurgu, Asi-Sin-Kızıl Vaiz  epik fantezi, Yüksek Doz Gelecek’teki romanım “Demir Yıldız” cyberpunk türündeydi. Ortak çalışmalar olduğu zaman o türe uygun stili olan yazarlar seçiyorum. Ama bu rastgele bir seçim olmuyor; ortak çalışma yaptığım her yazar ile beş-on yıl kadar tanışma ve değerlendirme sürem olmuştur. Yani bana mail atıp da ortak kitap yazalım diyen kişileri kabul ediyor değilim.

Avantajı diğer yazarın da stili, hayal gücünü romana katmak, dezavantajı ise devam kitaplarında sorun çıkması. Örneğin Zifir ve Derin İmparatorluk kitaplarımın devamı olacaktı ama ortak yazdığım yazarlar başka edebi çalışmalara yöneldiğinden olmadı.

-Zonguldak’ta çok mutlu bir çocukluk geçirdiğinizi yazı, röportaj ve tweetlerinizde sık sık dile getiriyorsunuz. Sizce günümüz çocukları, kendilerini yazmaya itecek mutlu hayatlar yaşıyorlar mı?

Çocuğum yok bu nedenle objektif bir değerlendirme yapmam zor ama sanmıyorum. Ben çocukken evimizde televizyon bile yoktu. Yedi yaşında televizyon ile tanıştım. Babam astsubay olduğu için askeri lojmanlarda bolca oyun alanında, çok çocukla büyüdüm. Şimdi çocukların tabletleri, cep telefonları, internetleri var ama sokakta oyun şansı bulabildiklerini sanmıyorum.

“Ün zehrine karşı aşım vardı”

-Gazetecilik kariyeriniz romancılığınıza nasıl etki etti?

Bilgiye erişme ve kurgulama konusunda çok yardımcı oldu. Ayrıca kitaplarımın arka kapak ve tanıtım yazılarını yazarken. Röportaj yaparken de yardımcı oluyor. Ne söylersem, ne algılanırı tahmin ediyorum. Metal Fırtına satış patlaması yaptığı zaman sürekli medyada yer alıyorduk, 17 yıl gazetecilik ve televizyonculuk yaptığım için bu süreçten etkilenmedim. Geçici olduğunu hep bildim. Ün zehrine karşı aşım vardı yani.

Bir gün gazetecilerin de maaşlarını yüksek ve düzenli aldığı, geçim sıkıntısı yaşamadığı bir ütopya yazılmalı mı sizce de? 🙂  Günümüzde bu mesleğin durumunu nasıl görüyorsunuz?

Ben gazetecilik yaparken haberlere otobüsle, minibüsle giderdik. Şimdi teknoloji gelişti, haberlerin havuza atıldığı bir dönem başladı. Politik durumu da göz önüne alırsak teknolojik olarak kolay ama etiksel olarak zor bir dönem. Üniversitelerin gazetecilik-televizyon bölümlerinden her yıl çalışan gazeteci miktarının yarısı kadar mezun çıkıyor herhalde. İşsizlik çok. Bir de gazetecilik ve televizyonculukta şöyle bir durum var; hukuk, sosyoloji, mimarlık mezunları bile medyada çalışabilir. Ama bir gazetecilik mezunu gidip avukatlık, mimarlık yapamaz.

-Bodrum’da yaşamak ve yazmak nasıl?

Yıllardır tatillere Bodrum’a gelirdim. Neredeyse yılın on bir ayı, Bodrum’da tatil için çalışıyordum. Şimdi Bodrum’da yaşıyorum, özellikle yaz aylarında hem yüzüyorum, hem yazıyorum. Yani rahat bir hayat. Asosyal olduğum için sakin hayatı seviyorum. Bodrum’a millet eğlenmek için gelir ama isterseniz burada sakin bir hayat da var.

Bir gün seçeceğiniz bir bilimkurgu evreninde yaşama imkanınız olsaydı, hangisini seçerdiniz? Ve neden?

Derzulya evreni diyebilirim ama fiziksel olarak o kitaplarımdaki yaşam şartlarında fazla sağ kalmazdım. Benim romanlarımda çok kişi ölür, hatta kitlesel katliamlar, yok oluşlar olur. En iyisi hiçbirinde diyeyim. 🙂

Önceki Sayfa

Marvel’in Yeni Silahı: Black Panther

Sonraki Sayfa

Umursamak veya Umursamamak. İşte Bütün Mesele Bu.

Ahmet Balcı

Ahmet Balcı