YABANCI DİZİLER

WESTWORLD: TEK SINIR İNSANIN KENDİ CİBİLİYETİ

Kült filmlerden dizi yapma furyasının son halkası ve tartışmasız en iyi ürünü olan Westworld kısa sürede bir fenomene dönüştü ve 1973 tarihli Yul Brynner’li eserimiz yeni nesil arasında da popüler hale geldi. Kuşkusuz yapay zekayı sorgulamak bilimkurgu türünün en çok ilgi çeken unsurlarından (zamanda yolculukla birlikte). 2001 Uzay Macerası’ndan beri bunu yapan bir çok kült eser ve başyapıt gördük. Televizyonda ise bunu başarıyla yapabilen ilk eser geçen sene başlayan üçüncü sezonunu merakla beklediğimiz Humans. Neticede dar bir açıyla sadece androidler ve onlarla etkileşime giren birinci şahıslar üzerinden ilerliyordu. Bu sezon, finaliyle birlikte işler daha da genişleyecek gibi duruyor.

Uçsuz bucaksız topraklarda onlarca kasabada binlerce küçük hikayeyle, Vahşi Batı’yı kusursuzca 30 yılı aşkın süredir canlandıran bir park hayal edin. Ve burada her şey hem çok gerçekçi hem de sınırsız. Düellolar, kumar, alkol ve fahişeler ilk göze batan öğeler olsa da, rasgele kadın, çocuk, iyi, kötü demeden herkesi vurup, parçalayabiliyorsunuz. İster kanun adamlarıyla bir olup kafa avcısı oluyorsunuz, ister suçlularla birlikte tecavüz edip, çalıp, katliam yapıyorsunuz. Hem de neredeyse hiçbir zarar görmeyeceğiniz park yetkilileri tarafından garanti edilirken. Yani hiçbir ahlak kuralı ya da tehlike yok, tek sınır insanın kendi cibilliyeti. Böylece insanların gerçek yüzleri ve karakterlerini ortaya çıkartan bir oyun haline geliyor Batı dünyası.

Tabi bu parkın bir yüzü diğeri ise bu dünyayı gerçek hissettiren androidler, yıllardır öldürülüyor, kesilip, tecavüz ediliyorlar, her seferinde hatıraları silinip en başta ki noktaya dönüyorlar. Bir gün iki yaratıcı dan biri olan Arnoldun 30 sene önce yazdığı kodla birlikte bilinç kazanmaya başlıyorlar, bir anda yılardır silinen hatıralar, beyinlerine yüklenen sahte anılar, travmalar derken karmaşık bir oyunun içinde buluyoruz kendimizi.

İlk sezon on bölüm sürüyor ikinci sezonun ise gelmesine daha çok var(2018) ama zaten en başta tek sezon olarak planlandığı için hem anlatımıyla, hem karakterlerinin derinliğiyle, muazzam kadrosundan aldığı performanslarla fazlasıyla sizi tatmin ediyor. Bir film için bile çok kaliteli diyebileceğimiz bir kadrosu olan eserimizde özellikle Ed Harris ve Thandie Newton resmen döktürüyorlar. Evan Rachel Wood’un performansıyla Dolerese aşık olmamakta mümkün değil tabi ki. En klişe haliyle Rene Descartes’in dediği gibi ’’Düşünüyorsam o zaman varım.’’ ise Dr Arnold ile  Dr. Robert’in arasın da ki 30 senelik savaşa odaklandığımızı söylemek mümkün. Tabi bu felsefi yada insan doğasını sorgulayan yapısının için de sonuna kadar fark edemediğiniz büyük bir sürpriz de saklı ki (küçük süprizler devamlı var) eseri tamamlayan bir unsur olarak çok zekice monte edilmiş. Kuşkusuz dizi sektörünün Altın çağını yaşıyoruz, artık her sene oldukça kaliteli dizilerle karşılaşsak da bu kadar güçlü, sarsıcı ve derin bir dizi bulmak hala çok zor.

Önceki Sayfa

Stranger Things: Karanlık Adamlar, Saf Aşk, Dostluk

Sonraki Sayfa

MEYVE AĞAÇLARININ GÖLGESİNDE ANNEANNEME RÜYALARIMI ANLATIRDIM

Ömer Kemerli

Ömer Kemerli