EDEBİYATHABERLERSÖYLEŞİYORUZUncategorized

“FÜRUZAN’LA AYNI MASADA OTURMAK…”

Genel olarak röportaj yapmayı severim, ama ilk röportajları yapmayı daha çok severim. Bu da benzer bir ilk röportaj. Furkan Pişgin’in üslubunu bir süredir gözlemliyordum. Çeşitli dergilerde iyi metinler kaleme alıyor. Son dönemde Öykü Gazetesi’nde yer alan öyküleri ile dikkat çekenlerden. Ve Yüklük Dibi isimli bir öyküsüyle de Cumba Kültür ve Sanat Platformu Öykü yarışmasında ikincilik ödülü aldı. Öyküsü, yarışma onuruna basılan kitapta yayınlandı. Ocak ayında ise yepyeni bir edebiyat dergisi Gündökümü ile okuyucunun karşısına çıkmaya hazırlanıyorlar.

Furkan Pişgin’le ödülü bahane edip söyleştik:

Öncelikle tebrikler. Bir hikâyenle ikincilik ödülü aldın. Facebook sayfanda bahsettiğin gibi ailene ve yakınlarına; bakın bir şey yaptım diyebilmek mi mutlu etti daha çok, yoksa bir hikâyenin ödüllendirilmiş olması mı? 

Aileme ‘bakın bir şeyler yaptım’ demek bir kenarda dursun, daha çok, ‘bakın ben bu yoldan ilerlemek istiyorum.’ demek istedim. Salt öykü yazmaktan da öte, öyküler okumak, öyküleri düşünmek. Lise yıllarında öykülerle uğraşacağım bir hayat tasarısı kararı aldım kendimce. Yaklaşık dört senedir okuma planım  hatta yer yer gündelik hayatım bile öyküler çerçevesinde ilerliyor.

Şşş, o değil de… Kaç para kaldırdın ödülden?

Para ödülü yoktu, ilk on içerisine giren öyküler bir kitapta toplanacaktı. Ne yalan söyleyeyim, bir kitabın içinde olmak daha cezbedici geldi. İlk katıldığım yarışmaydı sonuçta, para ödülü mü daha kalıcı ve anlamlı olurdu, yoksa güzel bir kitap ile dönmek mi?

Yüklük Dibi’nin diğer hikâyelerinden farkı ne senin açından?

Yüklük Dibi, üzerinde çok uğraştığım bir öyküydü. Sanıyorum altı ay kadar sürekli zihnimde dolanıp durdu bu öykünün fikri. Bir noktadan sonra öyküye engel de olamıyorsunuz. Öykünün muzip bir yanı da bu sanırım; yazılmak istediğinde kendini size yazdırıyor, ne yapıp edip illa ki yazdırıyor. Ancak böyle kurtulabiliyorsunuz belki de ondan. Yüklük dibi de bu süreci ve kurgudaki farklılığı –en azından diğer öykülere nazaran- göz önüne alırsam, zorlayıcı bir öykü oldu benim için.

GÜNDÖKÜMÜ EDEBİYAT DERGİSİ OCAK’TA YAYINA BAŞLAYACAK

Edebiyatta ödülsüzlüğü en büyük ödül sayan görüşler de var, senin edebiyatına ödüller ne katar neyi eksiltir?

Edebiyatta ödül konusunu tartışan iki görüş de kendi içinde epey baskın. Bu konuda büyük laflar da etmek istemiyorum açıkçası. Fakat şöyle de bir durum var. Kime göre neye göre? Ödülsüzlüğü savunma taraftarı da değilim. Salt ödüllere göre değerlendirme taraftarı da değilim. Ufak bir örnek vermek istiyorum. Yaşar Nabi Nayır öykü ödülünü her sene takip ederim. Geçen yıl kazanan Gamze Arslan’ın Çerçialan kitabı mesela. Okurken ciddi anlamda heyecanlandığım bir kitaptı. Ayrıca son zamanlarda okuduğum en iyi öykü kitaplarından biriydi. Ben bu öykü kitabını ve yazarını Ödül sayesinde tanıdım…

Öykü Gazetesinde sıkça okuduk seni, o macera nasıl başladı?

Uzun bir süre yazdıklarımın yayımlanabilecek metinler olduğuna inanmadım -hâlâ daha emin değilim-. Öykü Gazetesini de ilk sayısından itibaren takip etmeye başladım. Farklı bir formatta çıktı, sadece öyküler yayımlayan bir gazete. Sloganı gibi: Gerçekleri yazmayan bir gazete. Bir öykümü mail attım, kabul edildi, yayımlandı. Sürekli yazdıklarını bir köşede saklayan ve onlara güvenmeyen genç bir okur için heyecan verici bir durum bu tabii. Daha sonra farklı farklı dergilere göndermeye başladım elimdeki öyküleri. Birçok dergiden olumlu geri dönüşler geldi, tabii bunun yanında  ret cevapları da aldım. Maillere cevap vermeyenler de oldu.

YAŞIMIN İKİ KATI KADAR YAZARLIK DENEYİMİ OLANLARLA AYNI MASADA OTURMAK

Seni Kül’den de az buçuk tanıyorum, boş durmayacağını biliyorum. Var mı başka bir şeyler?

Kafamı sürekli meşgul eden bir  novella var, ona başladım. Kendimi geliştirme adına edebiyatın mutfağı, dergilerle uğraşmak istiyorum açıkçası, Şimdi bir grup arkadaş bir işe kalkıştık. Edebiyat dergisi çıkaracağız, Ocak ayında ilk sayısı yayımlanacak. Gündökümü Edebiyat Dergisi. Bakalım, edebiyat biraz da böyle sanırım, yerinde duramama hali.

Öykü Gazetesinin söyleşisinde, Tüyap İstanbul Kitap Fuarında Füruzan’ın karşısına oturdun. Füruzan sana neler anlattı, sen onun karşısında neler söyledin?

Yaşımın iki katı kadar yazarlık deneyimi olan birisiyle aynı masaya oturuyorum. Bu hafife alınacak bir durum değil. En azından benim için öyle. Edebiyat çınarı derler ya. Bu çınarın gölgesinde bile bir saat oturmak insana yetiyor. Kaldı ki bir de aynı masaya oturup konuşuyorsunuz. Benim açımdan zorlu, bir o kadar da keyifli bir gün ve söyleşi oldu. Diğer konuşmacı arkadaşlarla da oturduk muhabbet ettik, hepsi pırıl pırıl insanlar. Tabii Öykü gazetesinin mimarı Faruk Duman, Ercan y Yılmaz ve Zeynep Gülçin’i de tebrik etmek gerekir. Böyle öykü için çalışıp çabalayan insanların sayısı çok az. Bu arada Öykü Gazetesi bu tarz okur-yazar etkinliklerini farklı farklı şehirlerde düzenlemeye devam edecekmiş. Takip etmekte yarar var.

Önceki Sayfa

SUÇ ve KARDEŞLİK

Sonraki Sayfa

"ORTADOĞU NEDEN KARIŞIK?" SORUSU ÜZERİNE...

Ahmet Balcı

Ahmet Balcı