EDEBİYATHABERLERMANŞETUncategorized

“Petersburg’da Oldukça Tuhaf Köşeler Vardır…”

-Furkan Özkan*

St. Petersburg, Dostoyevski’nin şehri. Gençliğinin, eserlerinin şehri. Şehir, bazen başkahramanı eserlerinin, bazen de sadece bir sahneden ibaret. Dostoyevski’nin kahramanları da Petersburg’un hasta ve soğuk sokaklarına benziyor zaten. Bu şehir, yazarın eserlerindeki kasvetli olayların geçtiği, suçların işlendiği yer. Fakat genelde bize şehrin en güzel manzaralarını, Nevskiy’i, sarayları, bahçeleri, ihtişamlı binaları göstermiyor eserlerinde.

Dostoyevski Müze Evinin resmi internet sitesi, “Dostoyevski’nin Petersburg’u” bölümünde, yazarın şehirle olan ilişkisini böyle anlatıyor aşağı yukarı. Gerçekten de Dostoyevski’nin eserlerinde şehrin kuytu yüzü görülüyor. Tıpkı eserlerinde insanların hep kuytu yanlarını gösterdiği, kıyıda köşede kalmış düşüncelerimizi açığa çıkardığı, basık bir odada başlayan dalgın bir fikri cinayete dönüştürerek yüzümüze vurduğu gibi. Belki de şehrin herkesçe bilinen yüzünü anlatmak çok zor geldi büyük yazara, kim bilir?

Tek bilinen, yazarın Petersburg’u çok iyi tanıdığı, Petersburg’un arka sokaklarındaki binaları renklerine dek bildiği. Öyle ki Beyaz Geceler eserinin ilk sayfalarında, başkahramanın evlerle kurduğu dostluğu anlatıyor, binaların farklı kişiliklere sahip olduğunu söylüyor. Hatta içlerinden birinin onarım geçirdiğini, renginin değiştiğini görünce kederleniyor kahraman. Dostoyevski, sanki eserlerin arka planında ilmek ilmek dokumuş, yeniden inşa etmiş bu şehri. Tabii bazen de Petersburg’un cemiyet hayatına dalmış, kahramanları başka bir kadının yatak odasındaki yatağın altında konuşturmuş, üstüne bir köpeği boğdurmuş. Bazen de şehrin mezarlarına uğramış ve en sonunda “aslında yerin altının da yerin üstünden bir farkının olmadığı” sonucuna varmış.

Dostoyevski’nin iki kez tuttuğu ev…

Rusya’da en sevdiğim geleneklerden biri, Türkiye’de pek yaygın olmayan “Müze Ev” projeleri. Ünlü yazarların hayatlarını geçirdikleri evler, büyük bir itinayla aslına uygun şekilde yeniden döşeniyor, yazarların kişisel eşyaları bir araya getirilerek müzeye dönüştürülüyor. Bu tür müzelerde sadece eşyalar da olmuyor, yazarların elyazmaları, yazarların fotoğraflarından oluşturulmuş köşeler, yazar hakkında yapılan çalışmalar sergileniyor. Petersburg’daki Dostoyevski Müze Evi de bunlardan biri. Böylece, Dostoyevski’nin halkı, Dostoyevski’ye vefa borçlarını ödüyor.

Müze, Dostoyevski’nin iki kez daire kiraladığı, Kuzneçnoy Pereulok’taki 5/2 numaralı binada 1971 yılında bulunuyor. Dostoyevski, 1846’da burada kısa bir süre yaşadıktan sonra evden taşınmış, fakat 1878’de yeniden tutmuş evi ve 1881 yılında buradaki çalışma odasında hayatını kaybetmiş. Öteki’nin üzerinde burada çalışmış, Karamazov Kardeşleri burada bitirmiş. Yani bu eve, edebiyatın kokusu sinmiş.

İnternet sitesi, müzenin, çağdaşlarının ve eşinin anılarından yola çıkarak kurulduğunu söylüyor. Şöyle de ilginç bir bilgi veriyor bize: Dostoyevski hayatını kaybettikten sonra eşi, 1917’ye kadar Petersburg’da yaşıyor. Ardından Karadeniz’deki mülküne taşınıyor. Taşınırken de evdeki eşyaları bir emanetçiye bırakıyor. 1918 yılında çocuklarından ve torunlarından çok uzakta, bir başına hayata gözlerini yumuyor. Emanete verdiği eşyalar da bu arada bir süreliğine kayboluyor. Fakat eşyalar bir şekilde devlet arşivlerine giriyor…

Dostoyevski’nin 150. Doğum Günü Anısına…

Devrimden sonra, Dostoyevski ve Rus edebiyatındaki yeri, yazarın dünya görüşünün Sovyet ideolojisiyle uyuşmaması sonucunda bir süre unutulduğunu söylemek gerek. Bu nedenle müze, yıllar sonra, yazarın 150. doğum yıldönümü olan 1971 yılında açılıyor. Dairenin planları çıkarılıyor, çağdaşlarının yazar hakkındaki eserleri inceleniyor ve ev yeniden döşeniyor.

Örneğin yazarın çalışma odası düzenlenirken, yazarın ölümünden hemen sonra çekilen bir fotoğrafı kullanılıyor. Bu arada yazarın torunu Andrey Fyodoroviç Dostoyevski ile yazarın kuzeni Mariya Vladimirovna Savostyanova koleksiyonların toplanmasına yardımcı oluyor.

Adım Adım Raskolnikov’u takip eden gezi turları…

Altı odadan oluşan müzede, yazarın çalışma odası, misafirlerini kabul ettiği oturma odası, yemek odası, eşinin çalışma odası, çocuk odası ve bir de banyo var. Bununla birlikte yazarın dairesinin karşısında, yine yazara ve eserlerine adanmış olan ayrı bir Edebiyat Sergisi yer alıyor. 2009 yılında açılan bu bölümde modern müzecilik teknikleri kullanılarak yazara ait fotoğraflar, eserleriyle ilgili sergi nesneleri ve son olarak da yazarın edebiyat faaliyetleriyle ilgili çalışmaların sergilenmesine karar verilmiş. Bu bölüm tasarlanırken, esneklik gözetilmiş ki yazarla ilgili yapılacak yeni çalışmalar da aynı bölüme eklenebilsin. Yine aynı bölümde konferanslar ve film gösterimleri gibi etkinlikler de düzenleniyor.

Bu arada müzenin gezi programları da var. Özel istek üzerine düzenlenen programlarda, Dostoyevski’nin Petersburg’unu, onun yürüdüğü, yazdığı ve betimlediği sokakları rehber eşliğinde gezerek öğrenmek mümkün. Özellikle Suç ve Ceza’ya özel gezi programını tercih ederseniz Raskolnikov’u adım adım takip edebiliyorsunuz.

Dostoyevski’yi şehirden, şehri de Dostoyevski’den ayırmak mümkün değil. Burada bunun farkındalığıyla yaşamak ise bambaşka bir duygu. Her ne kadar Rusya’nın yeni nesli, tıpkı bizde olduğu gibi, edebiyatlarının büyük temsilcilerine karşı kayıtsız olsa da, bilen ve okuyan gözler için Petersburg’da nefes almak başka bir anlam ifade ediyor. Şehri saran müzeler de bu anlamı pekiştirmeye yardımcı olan en önemli kurumlar.

Petersburg ve Dostoyevski demişken, Beyaz Geceler eserindeki Petersburg’un şu betimlemesini de unutmamak gerek: “Nastenka, belki bilmiyorsunuz, fakat Petersburg’da oldukça tuhaf köşeler vardır. Bu yerlerde, Petersburg’da yaşayan tüm insanları aydınlatan güneş değil de, sanki bu yerler için özellikle ısmarlanmış, yeni ve bambaşka bir güneş, kendine özgü bir ışıkla parlar. Bu köşelerde, sevgili Nastenka, sanki bambaşka bir hayat yaşanır, yanımızda kaynayıp duran hayata benzemeyen. Böyle bir hayat, belki de çok uzak, hiç görülmemiş bir krallıkta yaşanabilir yalnızca; bizim, ciddi, çok ciddi zamanımızda değil. İşte bu hayat, tamamen fantastik ve ateşli şekilde ideal olan bir şey ile (maalesef, Nastenka!) kirli, yavan ve –tamamen bayağı demeyelim de– sıradan bir şeyin karışımıdır.”

*17.03.2018 / St. Petersburg – Rusya

Önceki Sayfa

'Sözde Nietzsche Okurları' Adına Öz'de Bir Eleştiri!

Sonraki Sayfa

Sevimay: "Mekanı ve Toplum Olma Fikrini Iskalıyoruz"

Furkan Özkan

Furkan Özkan