MANŞETMÜZİK HABERLERİSÖYLEŞİYORUZUncategorized

Türkleri Hangi Şeytanlar Korkutur?

 

Seçkin Sarpkaya, genç bir akademisyen. Yakın zamanda yüksek lisans tezinin verimini kitaplaştırdığı Türklerin Şeytani Masalları adlı kitabı ile gündemimize girdi. Karakum Yayınevi etiketiyle çıkan kitabında Türk masal ve efsanelerinde demonik varlıkların ortak ve farklı özelliklerini inceledi. Bir manada Türklerin bilinçaltında ürktüğü varlıkların GBT’sine baktı. Ege Üniversitesi’nde Türk Dili okutmanı olarak çalışan Sarpkaya’nın faklı kimlikleri de var. Evet, o aslında metafizik ya da demonik bir varlık olabilir…

Ama bahsettiğim bu değil. O aynı zamanda bir müzisyen. Gate of Eternity adındaki grubuyla yaklaşık on üç yıldır sahne alıyor. Solistliğini üstlendiği grupta şarkı sözleri de yazıyor. Bunlara bisiklet tutkunu oluşunu ekleyelim. Öyle ki röportaj için buluştuğumuzda yeni bir bisiklet almak üzereydi, onun mutluluğu vardı üzerinde… Aynı zamanda matrak biri olduğunu da söylemeliyim. Sonuç olarak bol esprili inli cinli, bol müzikli, İzmir’li bir röportaj oldu.

Kitabın hazırlanma sürecinde Sarpkaya, Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’ndeki Fikret Türkmen İhtisas Kütüphanesinde ve Türk Halkbilimi arşiv odasında günlerini geçirmiş. 4500 civarı masal ve efsaneyi tek tek okumuş bu çalışma için. Bu süreçte Enstitü hocalarının şahsi kütüphaneleri ile başka kütüphaneler de zaman zaman dahil olmuş çalışmaya. Ama kendi deyimiyle özellikle enstitünün kütüphanesine çökmüş… Üstelik o dönem geçimini dershane öğretmenliğinden sağladığı için zamanla yarışması da gerekmiş.

ALKARISININ ‘DİRİ’ GÖĞÜSLERİ…

Tabi, bu aslında Sarpkaya için ekstra bir iş, zevkleri-hobileri dışında bir okuma sayılmıyor: “Akademik kariyer yapmıyor olsam da şu kitaplığımdaki kitapların onda altısını edinir okurdum zaten.” diyor. Yine de sosyal hayatı oldukça azaltan tempo nedeniyle yorulduğu anlar oluyor tabi.

Sözün burasında Seçkin hocanın aklına tezi yazarken yaşadığı komik bir anekdot geliyor. Biraz kararsız kalsa da “Bunu anlatacağım ya… Aynen anlatacağım, yardır gitsin.” düşüncesi baskın geliyor. Tezin Alkarısı demonuna dair bir bölümünü yazmış ve hocasına vermiştir Sarpkaya. Daha sonra hocası metni geri getirir ve “Seçkin, çık gez!” der, “dolaş sosyalleş, bir iki gün çalışma.”

Sapkaya gerisini şöyle anlatıyor: “Ne oldu hocam dedim, çık gez dedi yine. Alkarısı demonu iri göğüsleri olan ve bunları omuzlarından arkaya doğru atan bir karakter bazı anlatılarda. Devlerde de var bu. Meğer ben bir metni olduğu gibi aktarırken Alkarısı’nın iri göğüsleri yerine ‘diri göğüsleri’ yazmışım. Ben de artık çıkıp bir oksijen alayım, dedim. Artık ne kadar çalıştıysam Alkarısı bile çekici göründü herhalde, diye geyiğini yapıyoruz hala.”

MİTOLOJİDEN, EDEBİYAT İYİ FAYDALANIYOR

Türklerin mitolojik karakterlerinin roman ya da sinema gibi çeşitli sanatlardaki aksine getiriyoruz muhabbeti. Yeterince faydalanabiliyor muyuz bundan? Sarpkaya’ya göre iyi niyetli bir şekilde üretimler var: “Yeterli mi, kesinlikle değil. Ama kimseyi de suçlayamayız sinema noktasında. Türkiye geçim derdi odaklı bir ülke, bu anlamda imkan oluşturmak zor olabilir. Sadece Demonik olarak da düşünmemek lazım. Karagöz Hacivat Neden Öldürüldü filmi muazzam mesela. Ama bireysel çabaların gücü bir yere kadar yetiyor. Belki de devletin bu konuda sorumluluk alması lazım. TRT Diriliş’i yayınlayınca tarihe bir ilgi doğdu. Kayı boyundan haberi olmayanlar arabasına damgasını yapıştırıyor şimdi. Kültür Endüstrisi böyle bir şey.”

 

Sarpkaya’ya göre Barış Müstecaplıoğlu, Metin Savaş, Mehmet Berk Yaltırık, Galip Dursun, Göktuğ Canbaba, Özgür Özol gibi isimler Türk Mitolojilerinden faydalanan önemli kurgular ortaya koyuyor: “Özgür Özol’un Ilgana’sı mesela bence okullarda okutulmalı. Türk kültürünün fantastik edebiyatta nasıl uygulanabileceğini göstermede örnek bir metin. Barış Müstecaplıoğlu’nu bir okur olarak Türkiye’nin Tolkien’ı olarak görüyorum. Kaliteli bir Kalem. Metin Savaş, mesela Erlik’te demonik varlıkları harika kullanır. Bu ve bunlar gibi kalemlerin verimleri sinemada da kullanılabilir. Birileri kapılarını çaldığında muhakkak yardımcı olacaklardır bilgileriyle” diyor.

METALCİ TÜRKOLOG

Yarın bir gün grubuyla Londra’da albüm kaydedip dünya çapında turnelere çıkacak kadar ünlü olsalar Seçkin istifayı basar mı? Bunun can alıcı bir soru olduğunu söylüyor. Ama yaptığı işi seviyor. Bunları tabi ki istediğini ama akademik kariyerini bir kenara bırakarak yapacağı bir şey olmadığını söylüyor: “Belki ikisi birlikte…”

Bir Türkolog olarak neden İngilizce isimli ve tamamen İngilizce şarkılardan oluşan bir müzik yaptıklarını soruyorum. Açık yüreklilikle cevaplıyor: “Açıkçası Türkçe metal, rock olmaz falan gibi büyük laflar edemem. Yapana saygım da sonsuz, bazılarını dinlerim de. On altı on yedi yaşlarında kurduğumuz bir grup. Hatta o yıllarda heyecanlı heyecanlı felsefesini, isminin geldiği yeri falan da anlatabilirim. O zaman da metal kültürünü İngilizce içerisinde algılamıştım, şimdi de Türkçe düşünemiyorum. Ben o şekilde oturtamadım zihnimde.”

 

MİTOLOJİCİ KIZLAR EKLESİN!

Grubun faaliyetleri bir dönem sekteye uğramış. Ama bunun sorumlusu onun tezi değil. Daha hayata dair şeyler. Grubun üyelerinin geçim dertleri, askerlikleri hatta birkaçının İstanbul’a taşınması… Burada şunu ekliyor Sarpkaya: “Tabi bunda grubun hepsinin evlenmesi de etkili oldu. Ben hariç tabi… Ben bekarım. Mitolojici kızlar eklesin. (Gülüşmeler)” Ama grup birkaç provadan sonra konsere hazırlanabilecek kadar birbirini iyi tanıdığı için konser vermek uykularını kaçırmıyor.

Önceki Sayfa

Metin Savaş: Yazarı En İyi Delileri Temsil Eder!

Sonraki Sayfa

Bir Gergedanın Düşündürdükleri...

Ahmet Balcı

Ahmet Balcı